İçeriğe geç

YAZMA ÇALIŞMALARI

YAZMA ÇALIŞMALARI

     Bazı tarihçiler uygarlığı yazı ile başlatırlar. Yazıdan önceki dönem karanlıktır. Resim, heykel, mimarlıkla ilgili eserler de eski uygarlıklarla ilgili bilgiler verir; ama bunlardan hiçbiri yazının yerini tutamaz. Yazı, kişinin kendisini doğrudan doğruya ifade etmesini sağlamış; böylece düşünceler düşüncelere, bilgiler bilgilere eklenmiştir. Bu nedenle bugünkü uygarlığın temeli yazıdır.

     Peyami Safa “iyi yazı” konusunda düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “iyi yazıda, cümleler ve kelimeler geometrik bir disiplin altındadır, o kadar yerli yerinde ve biçimli dizilmişlerdir ki hiçbirini kaldıramaz, daha evvel ve daha sonraya alamazsınız.”

     Fatih Rıfkı Atay da, Kültür Çağı adlı yazısında, “Yazmadığımız için okumasını da bilmiyoruz. Çünkü anlayabildiğimiz iyi metinler üzerinde çalışmalarla buna alıştırılmamışız.” diyor.

Yazmak, eğitim görmüş çağdaş insanın önemli bir ihtiyacıdır. Öğrenim sürecinde bu ihtiyacın gerektirdiği becerileri kazanmak zorundayız. Aksi halde Atay’ın belirttiği gibi okumayan ve okuduğunu anlayamayan bir “okumuş adam” olma durumuna düşeriz.

     Bir yazının en önemli ögeleri konu ve ana düşüncedir.

Konu, bir yazıda anlatılmak istenen şeydir. Akla gelen her düşünce, duygu, olay, durum, varlık, eşya… konu olabilir. Yazıda özellikle ne üzerinde duruluyor, sorusuna vereceğimiz cevap konuyu ortaya koyar.

A)     Konu Tespiti (Kavram-problem)

1. Konu, seviyeye uygun olmalıdır.

2. Geliştirilebilmelidir.

3. Akla, mantığa, genel ahlak anlayışına aykırı olmamalıdır.

4. İlginç olmalı, okuma zevki uyandırmalıdır.

5. Tüme varım veya tümden gelim metodundan yararlanılmalıdır.

Bu esaslar kısaca; bilgi toplama, yazma planı oluşturma, yazma planına uygun türü seçme, konu dışına çıkmama, ana düşüncenin yerini saptama, yazım kurallarına ve noktalama işaretlerine uyma; anlatımın gerektirdiği yöntem, teknik ve ilkelere bağlı kalmadır.

B)     Konunun Sınırlandırılması (Problemin Hangi Yönünü Çözebilirim?)

        Üzerinde düşünülen bütün konular genelden özele, özelden genele bir algılama ve kavrama metoduyla ele alınabilir. Örneğin “ağaç” genel bir konudur. Bunu bitki ve canlı varlık şeklinde daha da genelleştirebiliriz. Aynı konuyu “kavak ağacının kâğıt endüstrisindeki yeri” şeklinde özele indirebiliriz. Özele indirdiğimiz bu konuyu “Düzce ve Akyazı yöresinde yetiştirilen kavakların kâğıt endüstrisindeki yeri” şeklinde de sınırlayabiliriz. Konu, uygun biçimde sınırlandırılmalıdır. Bir konuyu sınırlamadaki amaç, konunun okuyucu tarafından kolayca anlaşılmasını sağlamaktır.  Bu yolla amacın gerçekleştirilmesi için şu sorulara cevap aranmalıdır:

1. Konu okuyucunun seviyesine uygun mudur? (Okuyucu konuyu anlar mı?)

2. Okuyucu konuyu ilgi ile karşılar mı?

3. Konunun uzunluğu uygun mudur? Yazı, okuyucuyu bıktırmamalı, okuyucu yazıyı tamamen okuyabilmelidir. Bunun için konu çok uzun olmamalı, amaca ulaştıracak kısalıkta yazılmalıdır.

4. Konuya ilişkin birikimimiz yeterli midir, konuyla ilgili kaynağımız var mıdır?

5. Konunun hangi yönü özellikle belirginleştirilmelidir?

6. Öngörülen süre içinde yazılabilecek bir konu mudur?

7. Konu nasıl bir anlatım şekli seçilerek yazılacaktır?

Okuyucuya bir düşünceyi benimsetmek veya okuyanları bir duygu ve düşünce etrafında birleştirmek için yazılarda inandırıcılık esastır. 

Konunun genelden özele sınırlandırılmasına bir örnek verelim.

Genel konumuz “toplum” olsun.                    

a. Toplum

b. Toplumu oluşturan kurumlar

c. Toplumun çekirdeği olan aile

ç. Ailede bireylerin görevleri

d. Annenin ailedeki görevleri                         

Ana düşünce halinde “Toplumun gerçek öğretmenleri annelerdir.”

Kitap

1. Kitabın tarihçesi

2. Kitap türleri

3. Kitap ciltleri

4. Antika kitaplar

5. Kitabın yararları

6. Kitabın yol göstericiliği

7. Çocuk kitapları… Bunlardan “2. Kitap türleri” konusunu da açalım:2-1 Ders kitapları, 2-2 İlmî kitaplar, 2-3 Okuma kitapları, 2-4 Sanat Kitapları, 2-5 Kaynak kitaplar…

Söz gelimi, “Kitapsız yaşamak kör, sağır, dilsiz yaşamaktır.” veya “Kitaplar da dostlar gibi iyi seçilmelidir.” Dersek kitap kavramını böyle bir özdeyişle sınırlandırmış oluruz. Bunu kısa bir yazıyla açıklayabiliriz.   

Çalışmak

Yaşamak için çalışmak   Alın teriyle çalışmak

Bir işte çalışmak

Çalışarak ekmeğini kazanmak

Güç koşullarda çalışmak

Geleceğini kazanmak için çalışmak

Bir iş yerinde çalışmak

 

Çalışmak çok genel bir kavramdır bunu ana düşünce şeklinde sınırlandırabiliriz

“Çalışmak, en soylu iştir.”

Bazı konular genel, bazı konular ise kısaca işlenmeye uygundur. Genel konuları kendimizce sınırlar, alt bölümlere ayırmakla konuyu sınırlamış oluruz. Zira bir kitap hacmi içine sığdırılabilecek bir konuyu 300-350 kelime ile sınırlandırmak konunun etkisini zayıflatır. Mesela büyük bir araştırmayı ve hacimli bir anlatımı gerektiren Türk şiiri genel başlığı altında kısa bir yazı yazmak yerine “Divan Şiirinde Mahalli Unsurlar”, “Tanpınar’ın şiirlerinde zaman ve zamanın kullanılışı” vb. konular az kelimeyle işlenilmeye uygundur.

C)      ANA VE YARDIMCI DÜŞÜNCELERİ BELİRLEMEK

Okuyucuya verilmek istenen mesaj ana düşünce haline getirilir ve bunlar yardımcı düşüncelerle belirlenir.

Yazarın ne üzerinde durduğu, olayı (konuyu) nasıl ele aldığı, nelere dikkat çektiği, neleri sıklıkla vurguladığına dikkat etmek ana düşünceyi tespit etmekte bize yardımcı olabilir. Yardımcı düşünceler paragraflara yayılmıştır. Başka bir söyleyişle her paragraf bir yardımcı düşünceyi açıklamaya hizmet eder. Genellikle paragrafların ilk cümleleri yardımcı düşünceleri ihtiva eder. O düşünce anlatıldıktan sonra yeni bir paragraf açılarak başka düşüncelere geçilir.

Türkçe

Türkçenin güncel meseleleri

Yabancı dil özentisi Türkçeyi olumsuz etkiliyor.

Yabancı dil özentisi yozlaşmanın önemli sebeplerinden biridir.

Yabancı dil özentisi toplumu diline karşı ilgisizleştirir.

Yabancı dil özentisi ana dildeki gelişmeyi ters yöne çevirir.

Yabancı dil ve kendi ana dili arasında kalan gençler kimlik çıkmazı yaşar.

Yabancı dil özentisi neticesinde toplum kendine olan öz güvenini yitirir.

Bahar özlemi

  1. Paragraf (Giriş): Kış aylarında insanın içinde bulunduğu karamsar ruh hali
  2. Bahara duyulan özlem.
  3. Baharla birlikte tabiatta meydana gelen değişiklik (hava sıcaklığı, tabiatın uyanışı, kuş cıvıltıları, kabaran toprak kokusu, ağaçların çiçek açması vb.)
  4. İnsan ruhunda meydana gelen değişiklik, tabiata açılma arzusunun uyanması.
  5. Hayat sevinci.
  6. Sonuç paragrafı: İnsanlar bahar mevsiminde kışa oranla, daha fazla mutludurlar. 

D)     BULUŞ YAPMA

Buluş, kompozisyonu yazarken konu ile ilgili maddelerin toplanmasıdır.

“Bu konuda ne söyleyebilirim?” sorusunun karşılığı, yazı yazmanın, söz söylemenin ilk basamağı buluştur.

E)      PLAN

Giriş

Gelişme

Sonuç

Yazılı Anlatımda Planlama
     
Her çalışmada olduğu gibi yazılı anlatımda da birtakım ön hazırlık çalışmaları yapmak gerekir. Yazılı anlatımda yahut konuşmada okuma, gözlem ve hayat tecrübeleri yoluyla elde ettiğimiz düşünce ve duyguları gelişigüzel anlatamayız. Bunların birbirleriyle ilgileri ve önem derecelerine göre düzenlenip sıralanması gerekir.  Bu sıralama işine plan adını veriyoruz. Kısa yazı ve konuşmalar için belki bir plana ihtiyaç duyulmaz; ama bir konuyu ayrıntılı olarak anlatırken söze / yazıya nereden başlanacağı, ana düşüncenin nasıl, ne şekilde geliştirileceği, neler üzerinde durulacağı, hangi malzemenin ne ölçüde ve nerelerde kullanılacağı; anlatma biçiminin, türün ve hedef kitlenin / okur kitlesinin ilgi alanları hakkında düşünmek ve bunları yazıya başlamadan taslak halinde çıkarmak yazının başarılı olması için gereklidir.
     Plan yazıya başlamadan önce tasarlanır ve uygulamaya konur. Yazının gelişme seyrine göre planda bazı eklemeler ve çıkarmalar yapılabilir.
     Yazılı anlatımda planlama sözcüğüyle iki türlü planlamadan söz ediyoruz. Biri başlık, paragraf vb. gibi sayfa düzeni ile ilgili hususlar. Yani yazının kağıt üzerindeki görünümü. Buna biçim yahut dış plan da diyebiliriz. Diğeri ise içerik ile ilgili planlamadır ki buna da iç planlama adını veriyoruz. Belli bir ölçüye göre düzenlenmiş bir yazı, zaman ve enerji tasarrufu sağlaması yanında okumaya ve doğru anlamaya da yardımcı olur.                                                                                                                                                                                                                             

İyi Bir Plan Nasıl Yapılır?                                                                                                                

     Plan hazırlarken belli bir sıra takip ederiz. İlkin ele alınan konu ile ilgili malzeme toplanır. Malzemeler önem sırasına göre işaretlenir yahut notlar çıkarılır. Sonra o konu ile ilgili malzemelerden elde ettiğimiz bilgiler maddeler halinde sıralanır. Bu planın ilk aşamasını teşkil eder. Planın ikinci aşaması somut hale getirilen fikirlerin ana düşünce ile olan yakınlık ve ilgisinin araştırılması; daha yerinde bir söyleyişle maddeler halinde sıralanan fikirleri, ana düşünce ile karşılaştırarak, önem derecelerine yahut doğrudan ve dolaylı ilgilerine göre, bir tasnife tabi tutulmasıdır. Planın üçüncü aşaması ana düşünceye göre ayıklanan düşüncelerin birbiriyle anlam ilişkisi bakımından gruplandırılmasıdır. Bu tasnif bizi hem benzer düşünceleri yazının farklı yerlerinde tekrar etmekten kurtarır, hem de yazıda bir bütünlük Sağlar.
     Plan yazının türüne göre değişiklik gösterir. Söz gelişi itibari metinlerin planı ile fikir yazılarının planı yahut duygu ve heyecanların dile getirildiği bir şiirin planı farklıdır.
     Plan yapılırken şu soruların cevaplandırılması lazımdır: Ne, niçin, nasıl, kim, nerede, ne zaman? Bu sorularla sırasıyla yazının konusunu, amacını, izlenecek yolu, konu ile ilgili insanların niteliklerini, konu ile ilgili yerleri ve kurumları, düşüncelerin uygulama zamanını anlatmış oluruz.

Yazı Tekniklerine Göre Bir Metnin Düzenlenmesi

Biçim Planlaması

     Yazılı anlatım çalışmaları dış yapı ve içerik olmak üzere iki yönden ele alınır. Dış yapı söz grubuyla kağıt düzeni, imla ve noktalama, dilbilgisi kurallarına uygunluk, plan ve malzemenin kullanılışıyla ilgili hazırlık çalışmalarını kastettiğimizi daha önce söylemiştik. Bu hususta Fevziye Abdullah Tansel’in tasnifini yeterli görüyoruz.

Sayfa Düzeni

     İyi bir yazıda içerik kadar kağıt düzeni de yazının okunabilirliği bakımından büyük bir öneme sahiptir. Kurallara uygun olarak düzenlenmiş, itina ile yazılmış bir yazı ilk bakışta okuma isteği uyandırır. Zaten kompozisyon sözcüğü, anlam itibariyle, düzen, düzenleme, planlı olarak sıraya koyma anlamlarına gelmektedir.

     Ödev yahut yazılı sınavlarda kullandığımız kağıt, beyaz, çizgisiz olmalıdır. Yazımızın güzel görünmesi, kâğıtta hangi bilgilerin nereye, nasıl yazılacağının bilinmesine bağlıdır. Bu bilgileri şöyle sıralamak mümkündür:

     Kağıdın üstten 3 cm altına başlık yazılır. Başlığın altına 1 cm boşluk bırakıldıktan sonra yazıya başlanır. Kağıdın sol tarafına 2.5/3 cm, sağ tarafına 2 cm, alt tarafına 2.5/3 cm boşluk bırakılır.

Kağıdın sol üst köşesine ad-soyad, sınıf, numara, bölüm gibi öğrenci kimlik bilgileri, sağ köşeye ise günün tarihi yazılır. İkinci satıra satırbaşı yapılarak, “konu:” başlığı ile birlikte, ödevin/sınavın konusu yazılır; bir aralık boş bırakılarak, giriş paragrafı ile birlikte yazı yazılır. Defterlerde sol boşluk 1,5/2, satır sonu ise 0.5/1 cm.dir.

Sözcük aralıkları: Sözcük aralarındaki boşluklar, bir harf genişliği kadardır. Eğer sözcükten sonra noktalama işareti varsa, boşluk o işaretten sonra başlar.

Satırbaşı 1 cm ya da harf genişliği olarak 5 harf içeriden başlar.                                                                                     Bölüm sıra numaraları satırbaşı yapılarak yazılır, sıra numaralarından sonra nokta konur.                              

Yazıya Başlama (Giriş)

     Giriş bölümü, konunun bir tür takdimi sayılır. Genellikle birkaç cümlelik bir yahut birkaç paragraftan oluşur. Yazının okunabilirliği ve ilgi çekiciliği bakımından giriş bölümü çok büyük bir öneme haizdir. Bu bölümde neler anlatılacağının ipuçları verilir.

Giriş bölümünde konu hemen ortaya konulmalı ve ana düşünceyi geliştirecek düşünce ve ayrıntılara geçilmelidir.

“Bu yazıda hangi konuyu, düşünceyi açıklayacağım?” veya “Açıklayacağım konu, düşünce nedir?” bu soruların karşılığının ortaya konduğu paragraf, o yazının giriş-konu paragrafı olur.

Bir yazıya çeşitli girişler yapılabilir. Bunlardan en yaygın olanlarını şöyle sıralamak mümkündür:

1.      Konuya doğrudan girmek: Konunun ana düşüncesinden başlayarak konuyu açmaktır. Yazma deneyimi olanlar zaman zaman bu yönteme başvururlar. Bu tür giriş tarzı tesirli olmakla birlikte o kadar kolay değildir.

“Duvarı nem, insanı gam yıkar.” bu atasözümüzle büyük üzüntülerin insanı çabuk çökerttiği anlatılmaktadır.

“Kitaplar, zaman okyanusu üzerine kurulmuş deniz fenerleridir.” büyük sonsuzlukta insana en doğru yolu gösteren kitaplardır.

Konuya dayalı giriş, bir yandan konuyu doğru olarak ortaya koymak, diğer yandan da konu dışına çıkmamak gibi iki önemli kolaylık sağlar. Öğrencilere önerilebilecek en uygun giriş yapma yoludur.

2.      Tasvir yaparak konuya girmek: Konuyla ilgili eşya, kişiler, olay ve yer tasvirleri ile yapılan bir giriş tarzıdır. Çok yaygın olarak kullanılan bu yöntemde dikkat edilmesi gereken husus, uzun cümlelerden olabildiğince sakınmak ve böylece okuru yazının başında sıkmamaktır.

“Yapraklar sürmeye başladı. Yakında tırtıllar karaağacın yapraklarına üşüşecek, onları yok edecek. Ağaç ciğerlerinden yoksun kalmış gibi olacak. Havasızlıktan ölmemek için yeni yapraklar sürüp ikinci bir bahar yaşandığını göreceksiniz, ama bu çabalar onu tüketecek. Önümüzdeki yılların birinde artık taze yaprak veremeyecek ve kuruyacak.”

3. Öykü yoluyla giriş: Yazıya konu ile ilgili küçük bir öykü anlatarak girmek, okurun serüven dinleme zevkine hitap ettiği ve olayı göz önünde canlandırdığı için oldukça tesirlidir.

4. Yazıya bir özdeyiş, bir atasözü yahut veciz bir cümle ile başlamak da ilgi çekmek bakımından yazıyı tesirli kılan bir başlangıç tarzıdır.

5. Yazıya soru sorarak başlamak da yazıyı canlı ve tesirli kılan hususlardandır. Kimi zaman bu dört farklı giriş tarzından ikisi, yahut üçü bir arada da kullanılabilir.

“Bütün bildiğim, bir şey bilmediğimdir.” Sokrates, o büyük düşünür bu sözüyle acaba neyi anlatmak istemiştir? Gerçekten hiçbir şey bilmediğini mi, yoksa bildiklerinin, bilemediklerinin yanında ne kadar az olduğunu mu vurgulamaya çalışmıştır?”

Francis Bacon’a göre: “Bilgi tek başına bir güçtür.” Bilginin tek başına bir güç olması ne demektir? Bilgi, nasıl bir güç olabilir?”

6. Konuşma cümlelerine dayalı giriş: Konu-ana düşünce konuşma cümleleriyle ortaya konur.

-Bir iş nasıl başarılır biliyor musun?

-Başaracağına inanmakla, kendine güvenle, tutkuyla, iradeyle başarılır; bunlar olmazsa başarıda olmaz.

Anlatma esasına bağlı itibari metinlerde gelişme bölümü iç planlama açısından farklılık gösterir:      Serim (giriş), düğüm (gelişme) çözüm (sonuç). Serim ile başlayan heyecan ve merak duygusu düğümde doruk noktasına ulaşır. Sonra çözüm ile birlikte heyecanın temposu da ya birdenbire, ya da tedrici olarak düşürülür. Kimi zaman serim bölümü ikinci dereceden olayların serim bölümleriyle desteklenir ve ana temaya ait heyecan çeşitlenir ve güçlendirilir.

Konunun Açılması (gelişme)

     Yazının bu bölümü, önceden yapılan planlamaya ve ölçüye göre düzenlenir. Bu bölüm bir bakıma yazının omurgası sayılabilir. Yazı, konunun özelliğine, ana düşüncesine, türüne ve kullanılacak malzemeye göre kısa yahut uzun olabilir. Buna göre yazının hacmi, birkaç paragrafla sınırlandırılabileceği gibi sayfalar, ciltler dolduracak kadar genişletilebilir.

     Hacimli yazılarda yazar, önceden hazırladığı malzemeyi belli bir sıraya koyduktan sonra bunları önem sırasına göre alt birimlere ayırır, yahut kategorik bir sınıflamaya tabi tutar. Konunun açılımı, yazarın okuma, araştırma ve inceleme, deney, gözlem, hayat tecrübesi gibi yollarla elde edilen bilgilerin planlı bir şekilde düzenlenmesiyle gerçekleşir. Burada yazının geniş kitleler tarafından okunabilirliği ve sonraki kuşaklara ulaşma başarısı, yazarın dili kullanma becerisi ve kişisel yetenekleri ile doğrudan ilişkilidir. Geçmişten günümüze ses ulaştırmayı başaranlar ve kalıcı olanlar, anlatım becerisine sahip olan sanatçılardır. Bunların dışındakiler, gazete ve dergi sayfalarında unutulup gitmeğe mahkûmdurlar.

Konunun açılımında şu hususlar da gözden uzak tutulmamalıdır:

1. Yazıda okuyucu faktörünü dikkate almak: Her yazı bir amacı, bir olayı, bir dileği ortaya koymaktadır. Yazının hedefi ise okur kitlesidir. Amaç, okuru kışkırtmak, etkilemek olduğuna göre, istenilen etkiyi sağlamanın yolu yazarın kendisini okurun yerine koyarak yazmasıdır.

Aslında konuyu okur açısından ele alıp işlemek sanıldığı kadar kolay değildir. Ancak önceden belirlenen ilkeler işi biraz olsun kolaylaştırabilir. Buna göre okurun yaşı, eğitim düzeyi, ilgi alanı iyi tespit edilip ona göre yazılması çözüm yollarından sadece birkaçıdır.

2. Yazı anlaşılır olmalıdır: Yazı okuyucu tarafından kolayca anlaşılmalıdır. Bunu sağlamak için çetrefilli ifadelerden kaçınmak, yazıyı mantıki bir plan içinde sürdürmek gerekir. Anlaşılır olmanın bir başka boyutu yazıda kullanılan sözcüklerle ilgilidir. Dilimizde eski-yeni çatışması bir asırdan beri süregelen bir sorun- dur. Bir kuşağın kullandığı dili bir sonraki kuşak güçlükle anlamaktadır. Bu yüzden kimi yazarlar eserlerinin dilini daha ikinci baskılarında yenilemek gereğini duymaktadırlar. Bu hızlı değişimi dikkate alarak yazı yazanlar yaşayan dili kullanmalı, kültür diline girmemiş, ve Türkçe karşılığı yaygın olarak kullanılmayan yabancı sözcüklerden kaçınmalıdırlar.

Sözcükler yerli yerinde kullanılmalı, hitap edilen kitlenin bilgi ve kavrama düzeyine uygun sözcükler seçilmelidir. Sözcüklerin anlam zenginliğine dikkat etmeli, tekrarlardan kaçınmalı, yerine göre deyimler ve atasözleri ile desteklenmelidir. Metnin yazıldığı dönemin dili kullanılmalıdır. Çünkü yazar kendi döneminin dil göstergeleriyle düşünür, hisseder, kısacası yaşar. Türkçeyi Türkçeye tercüme etmek düşünmeye, hissetmeye engeldir.

3. İyi cümle mantığına kavramak: Yazılı anlatımın temel birimi cümle olduğuna göre yazı yazma faaliyetinde bulunanlar önce oluşturacakları cümle üzerinde düşünmeleri gerekir.

Bir cümlenin iyi olması için öncelikle dilbilgisi kurallarına uymak lazımdır. Cümle ögelerinin birbirini tamamlaması; eklerin, zamirlerin ve fiil zamanlarının birbiriyle uyumlu olması gerekir. Aksi durumda cümle düşüklükleriyle ve anlam bozukluklarıyla karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır.

İfade edilen fikirler, mantık ve bilgi yönünden doğru olmalı; çelişkili ifadelerden kaçınılmalıdır. İfade bozuklukları, kişiler arasındaki mantıki bağıntının yahut çelişkinin bilinememesinden kaynaklanır. Ayrıca anlamın açık, kolayca anlaşılır olması da gerekir. Yazan kişi ne kastettiğini açık bir şekilde anlatmalıdır. Yine ifade rahat ve tabii; okuyanlar duygulandıracak, heyecanlandıracak nitelikte olmalıdır. Ancak sanatlı ifade kullanayım derken ölçü kaçırılmamalı, aşırı süsten kaçınmalıdır.

4. Yazı mantıki bir bütünlük içinde olmalıdır: Seçilen sözcükler ve bu sözcüklerin oluşturduğu cümleler bir mantık sırası içinde birbirini takip etmeli, cümleler ve paragraflar arasındaki kopukluklar bağlantı sözcükleri ve geçiş paragrafları ile birbirine bağlanmalı; olayların ve fikirlerin sıralanışı ahenkli bir tarzda düzenlenmelidir. Bu düzenlemede sebep-sonuç ilişkisi gözetilebileceği gibi zaman sırasına göre, kolaydan zora, bütünden parçaya, yahut parçadan bütüne, içeriden dışarıya yahut dışarıdan içeriye, yukarıdan aşağıya yahut aşağıdan yukarıya, yakından uzağa, uzaktan yakma, geçmişten şimdiye yahut şimdiden geçmişe doğru bir sıra takip edilebilir.

5. Yazı kısa ve öz olmalıdır: Burada kısa sözcüğüyle gereksiz ifadelerden kaçınmayı kastediyoruz. Yani yazıda kullanılan gereksiz sözcük ve ifadeler okuyucunun dikkatini dağıtır ve yazının okunabilirliğini azaltır. Türü ne olursa olsun her yazının asgari ölçüde belirlenmiş bir hacmi vardır. Bir paragraflık ya da yarım sahifelik öğrenci yazılarının inceleme ve değerlendirme için yetersiz olduğunu burada hatırlatmalıyız.

6. Yazı anlamlı olmalıdır: İlkin konu okurun ilgisini çekmeli, yani inandırıcı ve anlaşılır olmalıdır. Verilen sonuçlar okurun ahlak değerlerine ters düşmemelidir.

7. Yazı amacını açıkça ortaya koymalıdır: Bunda yazının türünün de etkisi vardır. Ama yine de yazar yazısını niçin ve nasıl yazdığını belirtmelidir. Bu konudaki tereddütler, yazının değerini düşürür ve beklenen etkiyi sağlayamazlar.

8. Bireysellik: Bir konu hakkında yazılan yarıyı okunabilir ve benzerlerinden farklı kılan hususlardan biri de bireyselliktir. Bireysellik yazanın yaratıcılığından ve orijinalliğinden kaynaklanır.

Yazıyı Bitirme (Sonuç)

     Bir yazının giriş bölümü gibi sonuç bölümü de okuyucuda tesir uyandırması bakımından oldukça önemlidir. Genelde bir iki cümlelik kısa bir paragraftan oluşan sonuç bölümünde giriş, gelişme bölümlerinde anlatılanlara göre temel bir hüküm ortaya konur. Yarının temel düşüncesi kimi zaman bu bölümde yer alır. Okuyucunun zihninde beliren sorular burada cevaplandırılır.

     Kısa yazılar için sonuç bölümüne pek gerek duyulmasa da 300 ve daha fazla kelimeden oluşan yazılarda sonuç paragrafı ile yazının bitirilmesi faydalı olacaktır. Sonuç bölümünde de birkaç yol denenebilir. Kimileri gelişme bölümünde anlatılanları bir cümle ile ve ana düşünce çevresinde özetlerken, kimileri gelişme bölümünde anlatılanlara paralel olarak yazarın konu hakkında kesin hükmünü verdiği çarpıcı ve vurgulu bir cümle ile tamamlarlar. Kimileri ise kesin bir yargıya ulaşmak yerine, kararı okuyucuya bırakırlar.

Bütün bunlar bizim de, daha önce yazılmış “Yazılı ve Sözlü Anlatım” ve “Kompozisyon” ders kitaplarında olduğu gibi, metinlerin “giriş”, “gelişme” ve “sonuç” bölümlerinden oluşturduğunu benimsediğimizi düşündürür. Metinleri “giriş”, “gelişme” ve “sonuç” bölümlerine ayırarak inceleme ve değerlendirmeye çalışmak, yazı kaleme alırken de öğrencilerin bu ayırma dikkat etmesini istemek acaba yerinde ve yararlı bir gayret midir?

Günümüzde bir metne çok farklı ifade ve şekillerle başlandığını, metinde en son söylenecek hususu birkaç kalem darbesiyle gözler önüne serdikten sonra meme devam edildiğini görmekteyiz. Alışılmış ve kabul edilmiş “giriş”, “gelişme”, “sonuç” bölümlerine orijinal birçok yazıda uyulmadığını da hatırlatmak istiyoruz. Bu bölümleri bizim olarak alan ve onları vazgeçilmez kalıplar olarak gören Öğretmen arkadaşlara da, farklı cevaplarla karşılaştığımızı ifade edelim. Öğrencilerin de “giriş” yapmak, “gelişme” bölümünde düşüncelerini sergilemek için kendilerini zorladıklarını gördük.

Öğretici bir yazıda bu bölümlerin olabileceğini ifade etmek, yazı kaleme almanın kişisel bir etkinlik olduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekir. Metin incelemede bütün dikkati bu bölümler üzerinde yoğunlaştırmanın yararlı olmadığını belirtme ihtiyacını duymaktayız.

Yazı kaleme almayı öğretmek için böyle bilgilerden ziyade örnek metinlerden hareketle yeni metinler yazdırmanın daha yararlı olduğunu, arada bu ve benzeri bilgilerden söz etmenin de zararı olmayacağını belirtme zorunluluğunu duymaktayız.

F)      BAŞLIK

Başlık kısa, ana fikre uygun olmalı, yazı bitmeden konulmamalı, yazının ruhunu verebilmeli, ilk bakışta yazıyı okutmak için kuvvetli bir istek uyandırmalıdır. Başlık için iki kelime yeterlidir.

                                                                                                                                          

     Kısa tanımıyla başlık, yazının adıdır. Tabiatta görülen her varlığın bir adı olduğu gibi her yazının da bir başlığı vardır. Başlıksız metin tamamlanmamış bir çalışmadır. Başlık, yazanın konudan uzaklaşmasını önler; yazan konunun içine çeker. Yazının özgünlüğü başlıkla sağlanır. İyi seçilmiş bir başlık aynı zamanda yazının içeriği hakkında bilgi de verir. Ayrıca başlık, işlenilen fikre uygun olduğu takdirde yazı daha anlamlı ve tesirli olur.
Başlık konu demek değildir. Konu başlığa göre daha geniş anlamlıdır.
Başlıklar metinde kullanılış yerlerine göre, büyük başlıklarve “ara başlıklar” olmak üzere ikiye ayrılırlar:
     Büyük başlıklara Ana başlıkadı da verilir. Büyük başlıklar kapsam itibariyle geniş bir anlatımı içine alırlar. Kitap, konu, bölüm başlıkları ya da bir kompozisyonun başlığı bu türdendir. Gazetelerde bu tür başlıklara manşet adı verilir. Manşet, adından da anlaşılacağı gibi koyu siyah harflerle basılmış iletiyi içermelidir. Aynı zamanda altta yer alan makale ile ilgili önemli bir bilgiyi de iletmelidir.
Alt başlık, yedek başlık adları da verilen küçük başlıklar ise büyük başlık altında yer alır ve anlatılanların ara bölümleri için kullanılır. Gazetelerde ve dergilerde ise manşeti destekleyici ve açıklayıcı bir haber sunar. Bunlar satır başına paragraf girintisi ölçüsünde 5 harf içeriden yazılır. Üstünde bir satır aralığı boşluk bırakılır. Açıklamaların sonuna iki nokta üst üste konur. Küçük başlığın önüne, bölümlemeyi göstermek için, sıra numarası konur. Küçük başlıklar, sözcüklerin ilk harfleri büyük olmak kaydıyla, küçük harflerle yazılırlar. Ancak harflerin büyüklüğü, konu başlığından küçük olmalıdır.
     Ara başlıklar daha çok uzun yazıların bölümlenmesine yararlar. Sabırsız okurların dikkatini önce yazının bölümlerine, sonra da yazının tamamına çekerek onlarda okuma isteği uyandırırlar. Bunların dışında basit haber başlığı (konu başlığı), röportaj başlığı, yorum başlığı gibi özellikle gazetelerde kullanılan farklı başlıkları da burada anmamız gerekiyor.

İyi bir başlıkta şu özellikler bulunmalıdır:

1. Başlıklar ilgi ve dikkat çekici nitelikte olmalıdır. Okuyucu yazının ilk kez başlığı ile karşılaşır. Bu yüzden ilgi çekici başlıklar, okuyucuda okuma merakı ve isteği uyandırır.

2. Başlık, kısa ve öz olmalıdır. Bilimsel yazılar ve bu yazıların alt başlıklar dışındaki sanat yazılarında uzun başlıklardan mümkün olduğu kadar kaçınmak lazımdır. Uzun başlıklar daha işin başında yazının etkisini azaltır. Roman, öykü, şiir, tiyatro vb. itibari (kurmaca) metinlerin başlıkları incelendiğinde hepsinin bir, iki yahut en çok üç sözcükten oluştuğunu görülecektir.

3. Başlıklar anlamlı, özgün ve doğru olmalı, okuyucuyu aldatıcı ve yanıltıcı bilgiler sunmamalıdır.

4. Başlık, konuyu tam olarak kapsamalıdır: Başlık konuya uygun olmalı, yazıda
anlatılanları kapsamalıdır.

5. Başlık seçimi gazetecilikte daha çok önem taşır. İyi seçilmiş bir başlık, “aceleci
okurlar üzerinde canlı ve uyarıcı bir etki bırakırlar. Kısa haberler sunar ve okumaya
isteklendirirler. Bir gazetenin sayfalarını hızla çeviren kişi ilginç manşetler ve fotoğraflarla frenlenir
hatta durdurulur. Bu yüzden başlıklar ‘durdurucu’ tanımlamasına yaraşır biçimde oluşturulmalı ve gazeteye şöyle bir göz gezdirenleri okumaya sevk etmelidir.
Bu etkiyi yaratabilmeleri için açık bir ifade biçimi, bazen de biraz hayal gücü içermelidirler. Haberlerini canlı başlıklarla, okumaya isteklendirici biçimde sunmak yazarların elindedir.”

6. Başlık kim, ne, nasıl sorularına cevap verebilmeli, içeriği basit bir şekilde ifade edebilmeli.
Başlıklarda tarafgirlik içeren ifadelerden kaçınmalı, haber başlıklar yorum içermemeli, basitlikten kaçınmalıdır. Başlıklar olumlu biçimde düzenlenmelidir.
Olumsuzluk ifade eden başlıklar okuyucu üzerindeki etkisi az olur. Özellikle “hiç”, “yok” gibi olumsuzluk ifade eden başlıklardan kaçınmalıdır

7. Ayrıca başlıklarda mastar fiil, soyut ifadeler kullanmaktan, edilgen yapılı başlıklardan
kaçınmalıdır.
Tasvirci başlıklar, okurda hayret uyandıracak tarzda düzenlenmiş
başlıklar ve aliterasyonlar yazıya canlılık katarlar.

Başlıkların yazılışı: Başlıklar yazının üstüne, ortalayarak büyük harflerle yazılırlar.
Üstten 3 cm alta yazılır. Başlıktan sonra 1 cm boşluk bırakılır. Büyük başlıkların
başına ve sonuna noktalama işareti konmaz.
Sadece başlığın anlam ve ifade tarzına
göre soru işareti ve ünlem işareti konulabilir.
Büyük başlıkların içinde “ve”, “ile” bağlaçları varsa bunlar da büyük harfle yazılırlar.
Bu bağlaçlar, küçük harfle yazılan ara başlıklarda küçük harfle yazılırlar.
Ayrıca başlıklar “tırnak işareti” içine alınmaz. Ancak kimi zaman sanat yazılarında, afişlerde, kitap kapaklarında ve bölüm başlıklarında estetik endişe gözetildiğinden, başlıkların küçük harfle, satırın başına ya da sonuna yazılması gibi farklı yazılış biçimlerinin uygulandığı görülmektedir.

G)     PARAGRAF   (Düşünce-Tasvir-Olay-Duygu)

PARAGRAF VE PARAGRAF OLUŞTURMA

       Yazılı anlatımın temel ögelerinden biri de paragraftır. Yazı metnimizi hazırlarken yazımızın ana düşüncesini farklı fikirlerle destekleriz. Yazıda bir fikirden bir başka fikrin açıklamasına geçildiğini ise bölümlemeler yaparak gösteririz. Yazıdaki bu bölümler, hem yazının rahat okunmasını sağlar hem de bir fikirden başka bir fikre geçtiğimizi gösterir. Bu bölümlerden her biri birer paragraftır. Buna göre paragrafı bir fikri, bir düşünceyi, bir duyguyu, isteği, öneriyi tam olarak ve bir yönüyle açıklayan veya tasvir eden cümleler bütünü olarak tanımlamak mümkündür.

      Bir paragrafı öteki paragraflardan ayırmak için paragrafın ilk satırı 1 cm yahut 5 harf içeriden başlanır. Yani bir satırbaşı ile başlar, sonraki satırbaşına kadar devam eder. Kimi zaman yazıya estetik bir görünüm kazandırmak endişesiyle, paragrafı içeriden başlamak yerine, paragraflar arasına başka bir paragrafa geçildiğini belli etmek için boşluk bırakılır. Üç harf dışarıdan başlayan paragraflara rastlamak da mümkündür.

     Paragrafın yazının gelişigüzel olarak bölümlere ayrılmasından ibaret olduğu düşünülmemelidir. Yaptığımız gözlemlerde öğrencilerin bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadıkları anlaşılmaktadır. Oysa yazının okunabilir nitelikte olması, iyi cümleler kurmak yanında fikirlerin ve paragrafların iyi düzenlenmesiyle de yakından ilgilidir. Bunun için şu hususlara dikkat etmek gerekir.

     Paragrafta yazının ana düşüncesini destekleyen bir fikrin anlatıldığını söylemiştik. Paragraftaki fikrin açılması da yazının bütününde olduğu gibi giriş, gelişme ve sonuç gibi belli bir plana göre yapılır.

     Giriş cümlesiyle paragrafın konusu ortaya konur. Bir yahut iki cümleden meydana gelir. Giriş cümleleri, “hangi konuyu anlatacağım”, “neyi açıklayacağım” sorusunun cevabıdır.

Paragrafa soru cümleleriyle, konuşma, tanımlama ve tasvir cümleleriyle giriş yapılabilir. Kimi zaman paragrafın ana düşüncesi giriş cümlelerinde bulunur. Ana düşüncenin verildiği bu cümleye temel cümle adı verilir. Bu cümle, fikri en kısa yoldan ve açık bir şekilde ifade eder; paragrafta anlatılan fikrin kolay anlaşılmasına da yardımcı olur. Aynı zamanda paragrafta birlik, yardımcı fikirlerin anlatıldığı cümlelerin ana düşünceye bağlanmasıyla sağlanır. Sonraki cümleler bu cümleye bağlı ve bu cümlenin bir tür açılımıdır. Ancak yazıyı tekdüzelikten kurtarmak için ortada veya paragrafın sonunda yer alabilir.  Kimi zaman da ana düşünce paragrafın içine sindirilir yahut dolaylı olarak verilir.

      Her paragrafta temel cümle bulunur. Olay paragraflarında ise temel cümle olayın anlatıldığı cümledir. Mesela konuşmacı kürsüde konuşma yaparken o anda elektriklerin kesilmesi sırasında hatibin kürsüdeki mikrofonu gürültüyle devirmesinin anlatıldığı bir olay paragrafında “mikrofon devrildi” cümlesi temel cümledir.

     Gelişme cümleleri: paragraftaki ana düşünce yardımcı düşüncelerle açılır, desteklenir. “Ne ile”, “hangi örneklerle açıklayacağım” sorularının karşılığı gelişme cümlelerinde bulunur. Açıklama, benzerliklerden, karşıtlıklardan, çelişkilerden, tekrarlardan; atasözü, özdeyiş, fıkra, anılardan yararlanarak yapılır. Bu yöntemler paragrafta ayrı ayrı kullanılacağı gibi birkaçı bir arada da kullanılabilir. İyi bir paragrafın sağlam bir temel cümlenin çevresinde mantıklı olarak düzenlenmiş cümlelerden oluştuğu unutulmamalıdır.

     Paragrafın uzunluğu veya kısalığı kullanılan malzemeye ve paragraftaki ana düşüncenin önemine göre değişir. Ancak ölçüyü kaçırarak paragrafı gereğinden çok uzatmak, fayda yerine okuyanları sıkacağından yazıya zarar verir. Bu yüzden uzun paragraflardan elden geldiğince kaçınmalıdır. Ayrıca art arda uzun paragrafları sıralamak yerine kısa ve uzun paragrafları dengeli bir şekilde yazıya yerleştirmek, ilginin dağılmasını önleyeceği gibi okuma kolaylığı da sağlar.

     Sonuç cümleleri açıklamaların bir sonuca bağlandığı cümlelerdir. Genellikle kısa olur. Kimi yazılarda paragrafın ana düşüncesi sonuç cümlelerinde yer alır. Bir nevi paragrafta açıklananların özeti niteliğindedir.

     Paragraflar arasında kopukluk olmaması, fikir akışının düzenli olması için paragraf sona ermeden bir sonraki paragrafa geçileceği intibaı uyandırılmalıdır. Eğer bu şekilde bağlantı kurulamıyorsa geçici bir paragraftan yararlanılır ki buna ara paragraf veya geçiş paragrafı, bağlantı paragrafı asını veriyoruz.

     Ara paragraflar, tek cümleden oluşan kısa paragraflardır. İki paragraf arasındaki kopukluğu önlemek veya bir sonraki paragrafla ilişki kurmak için bu tür paragraflardan yararlanılır.

            

Kategori:Genel

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ETUS.NET