İçeriğe geç

SES BİLGİSİ

SES BİLGİSİ

Ses bilgisi (fonetik); bir dilin seslerini, boğumlanma noktalarını, boğumlanma özellikleri vb. bakımından inceleyen dil bilimi koludur.

Ses

Bir dil bilgisi terimi olarak ses; dilin parçalanamayan en küçük birimidir, temel taşıdır. Dilin, seslerden meydana gelen bir varlık olduğu, dilde asıl olanın konuşma olduğu, yazının sonradan ortaya çıktığı hatırlanırsa sesin dilin temelini oluşturmadaki önemi daha kolay kavranacaktır. Yalnız başına anlamı olmayan sesler birleşerek heceleri, heceler birleşerek kelimeleri, kelimeler de bir araya gelerek cümleyi oluşturur. Heceler (seslemler), ekler, kökler, kelimeler, kelime grupları ve cümleler birtakım seslerin birleşmesinden meydana gelirler.

Seslerin oluşumu

Konuşma sesi, akciğerlerden itilen havanın; nefes borusu, gırtlak, ağız boşluğu ve burundan geçerek dışarı çıkarken çıkış yolu üzerindeki organların (hançere, boğaz, ses telleri, küçük dil, geniz, damak, dil, dişler, burun kanalı, dudaklar) birbirine yaklaşıp uzaklaşması, daralıp açılması, yatık veya dik şekiller alması sonucunda oluşur.

Akciğerlerdeki havanın ağız ve burun yoluyla çıkarılması sırasında oluşan ses “ham ses” yani “seda”dır. Seda, dil bilgisine göre hiçbir şey ifade etmez.  Seda ağızda özel bir amaç ve gayretle istenen kalıba dökülür ve işlenirse “ses” haline gelir. Yani ses, sedanın yontulmuş, tesviyeden geçmiş, kalıplaşmış, kısaca bir amaç için işlenmiş şeklidir. Ses, isteğe göre şekillenmiş sedadır.

Seda, ağız içerisinde, ses yolunda, çeşitli boğumlanmalara uğrayarak işlenmiş dilin en temel unsuru olan sese dönüşür. Hayvanlar boğumlanma yapamadıkları için seslerini birbirine yakın sedalar halinde çıkarırlar.

Ses tellerindeki hava titreşimi, sırasında meydana gelen değişiklikler “perde” denilen “kalınlık-incelik” farkını meydana getirir. Artan sesin perdesi yüksek (ince), azalan sesin perdesi düşük (kalın) olur. Kadın ve çocuk sesi ile erkek sesi arasında bu perde farkı vardır. Kadın sesi yüksek perdeli (ince), erkek sesi ise düşük perdeli (kalın) olur.  Aynı perdeden sesler arasında da “ton” farkı vardır. Bir kadın sesini diğer bir kadın sesinden “ton” farkıyla ayırt edebiliriz.

İnsan hançeresi tarafından belli bir kalıba dökülerek çıkarılan konuşma sesi dışındaki sesler, işlenmemiş, ham seslerdir. İnsan hançeresinin imkânları sınırlı olduğu için ancak sınırlı sayıda şekilli ses çıkarılabilir. Çeşitli dillerdeki seslerin birbirine benzerliği yanında bazı sesler, bazı diller veya diller grubu için tipiktir: Türkçe için ı, ñ (nazal n), ö, ş, ü; Arapça için ayın ve dad gibi. Ç, ı, ö, ş, ü Türkçeye özgü harfler olduğu için internet ortamında bunlara en çok benzeyen harfler (c, i, o, s, u) kullanılmaktadır. Ancak Türkçe harfleri destekleyen yeni programlar da yavaş yavaş yaygınlaşmaktadır.

Her dilin kendine özgü sesleri vardır. Çocukken, dillenme devresinde işitilen sesler yavaş yavaş taklit edilmeye başlanır ve hançere buna göre olgunlaşır. Bu dönem geçtikten sonra sesleri şekillendirmek güçleşir. Dilsiz veya lâl dediğimiz kişilerin konuşamama problemi işitme engelli olmalarından kaynaklanmaktadır. Bunlar, duyamadıkları için sesleri taklit yoluyla biçimlendirme becerisi gösteremezler. Yabancı bir dil, olgunluk döneminde öğrenilirken de o dile ait seslerin tam manasıyla çıkarılamamasındaki sebep budur.

Mahallî ağız özelliklerini, ilköğretim çağında edebî dile ve yazı diline uydurma işi tamamlanmazsa sonraki yıllarda bu iş oldukça zorlaşacak ve bunun için özel bir gayret gerekecektir.

Ses-harf ilgisi ve abece

Sesin yazıdaki işareti, harftir. Türkçede ses ile harf arasında birebir ilgi vardır. Bir ses yazıda bir harfle gösterilirken, bir harfin okunuşunda da bir ses çıkarılır. Yani a, b, c, d gibi sesler yazıda birer harfle gösterilir. Almancadaki ş sesinin, yazıda sch harfleriyle gösterilmesi gibi bir durum Türkçede yoktur. Meselâ, Türk kelimesinde T-ü-r-k olmak üzere dört ses, dolayısıyla dört harf vardır. Dilde esas olan sestir. Aynı ses, farklı alfabelerde farklı harflerle gösterilebilir. Değişen ses değil, harftir. Köktürk alfabesinden bugün kullandığımız alfabeye gelinceye kadar değiştirdiğimiz her yazı sisteminde aynı sesi başka başka şekillerle yazmamız, dilin temelinin ses olduğunu gösteren güzel bir örnektir.

Bir dile ait seslerin yazıdaki işaretleri olan harflerinin belli bir sıraya konmuş bütünü alfabe adını alır. Alfabe terimi, α (alfa), β (beta) harfleriyle başlayan Yunan alfabesinin ilk iki harfinden ortaya çıkmıştır. Arap alfabesinin ilk harfi (elif), ikinci harfi (ba) olduğu için eski yazıda elifba terimi tercih edilmiştir. Bugün bazı dilciler, aynı mantıktan yola çıkarak alfabe yerine abece terimini kullanmaktadırlar.

Milletlerin öğretim ve yayın hayatında kullandıkları ve resmen kabul ettikleri yazı sistemi, resmî alfabe adını alır. Resmî alfabelerde şekil kalabalığını ortadan kaldırmak için çoğu zaman birbirine yakın sesler birleştirilerek harf sayısı en az seviyeye indirilir, kolaylık sağlanmaya çalışılır. Dolayısıyla resmî alfabeler, dildeki bütün sesleri göstermezler. Dil uzmanları, dilin bütün seslerini göstermek için resmî alfabede bulunmayan ilave işaretleri de içine alan zenginleştirilmiş alfabe kullanırlar. Bu alfabeye ilmî alfabe, çeviri yazı alfabesi veya transkripsiyon alfabesi denir. Transkripsiyon alfabesi, bütün sesleri gösterme imkânı tanıdığı için özellikle çevri yazıda ve ağız araştırmalarına ait metinlerde kullanılır.

İlmî yazıların bazılarında ise transkripsiyon yerine transliterasyon kullanılır. Transliterasyon, yabancı yazıların okunuşları dikkate alınmadan harf harf aktarılması, harf çevirisi demektir.

Uyarı: Q, x, w harfleri Türkiye Türkçesinde olmadığı için bunlar Türkçe kelimelerin yazımında kullanılmamalı “ve yerine & işareti asla tercih edilmemelidir.

Türkiye’nin Türk alfabesi 1 Aralık 1928 gün, 1353 sayılı yasayla saptanmıştır. Yirmi dokuz harften oluşur.

Bir dildeki sesleri karşılayan harflerin belirli bir sıra içerisinde oluşturduğu tabloya abece-alfabe denir. Her milletin kendine has bir abecesi vardır buna milli abece denir. Diller bu abeceyi kendilerine göre türetirler veya mevcut bir abeceyi alarak kendi ses yapılarına uydururlar. Bugün Türk dünyası Latin, Arap ve Kiril abecesi kullanmaktadır. 

TÜRKÇEDE SESLER VE SINIFLANDIRILMASI

Türkçede 36 ses vardır. Ancak bugün kullandığımız Latin esaslı abecede 29 harf bulunmaktadır.             1 Kasım 1928’de kabul edilen resmî alfabede Türkiye Türkçesinin sesleri 29 harfle (a, b, c, ç, d, e, f, g, ğ, h, i, ı, j, k, l, m, n, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z) gösterilmektedir. Ancak Arapçadan, Farsçadan ve batı dillerinden Türkçeye girerek Türkçeleşen kelimelerdeki sesler de bu sayıya eklendiğinde Türkiye Türkçesinde kullanılan seslerin sayısı 40’a yaklaşmaktadır. Yukarıdaki transkripsiyon alfabesi, bu konuda bir fikir verecektir. Türkçede olmayan sesler çıkarıldığında bu sayının azalacağı muhakkaktır.

Resmî alfabede, dilde kolaylık sağlama sebebiyle birbirine yakın seslerden tek harfle gösterilenleri  kapı – kelebek; hayâĺ – halı; gezi – galip – kapağı – bebeğe; seni – senin elini gibi kelimelerin söylenişinde sezmek mümkündür. Örneklerde, koyu yazılan seslerin birbirinden farklı sesler olduğuna dikkat edi­niz.

Sesler, ses geçidinin açık veya kapalı olmasına göre ünlü (sesli, vokal) ve ünsüz (sessiz, konsonant) olmak üzere ikiye ayrılır:

ÜNLÜLER

Türkçe ünlü bakımından çok zengin bir dildir. Belli başlı dillerde umumiyetle 3-5 ünlü bulunduğu halde Türkçede en aşağı 8 ünlü vardır. En aşağı diyoruz, çünkü Türkçede bilhassa konuşma dilinde açık e’nin yanında bir de e ile i arasında söylenen bir kapalı e mevcuttur.

Ünlü sesler, ses yolunda herhangi bir boğumlanmaya uğramadan, bir çırpıda çıkarılabilen seslerdir. Türkçede 10 ünlü vardır. Bunlar: “a, e, ı, i, o, ö, u, ü, ince a ve kapalı é” sesleridir. Türkiye Türkçesinin abecesinde bu ünlülerden sekizi kullanılmaktadır. İnce a ve kapalı é sesi yazıda farklı bir harfle gösterilmez.

İnce a sesi yabancı asıllı kelimelerin son hecesinde bulunur. “dikkat, hakikat, şefkat, harp vs.” bu kelimelere ek getirildiğinde ekin ince ünlülü olmasının sebebi de bu ince a sesidir: “dikkati, hakikati, şefkati, harpten gibi”

Kapalı é sesi yazıda farklı bir ses olarak yazılmasa da Türkçe kelimelerde, özellikle de Türkçe kelimelerin ilk hecelerinde çok sık karşımıza çıkar. Mesela organımızı ifade eden el kelimesi ile memleket veya yabancı memleket veya yabancı manasında kullandığımız el kelimesinin ünlüsünün e ile i arasında bir ses olduğunu görürüz. İşte kapalı é dediğimiz ses budur. Kapalı é sesi genellikle eski i sesinden gelmektedir: il-él, dimek-démek, virdi-vérdi, itmek-étmek, giçmek-géçmek, yidi-yédi örneklerinde olduğu gibi.

1. Oluşum noktalarına göre: Ağzın gerisinde, dilin arka tarafında oluşan a, ı, o, u sesleri art (kalın) ünlülerdir. Dilin öne sürülmesiyle ağzın ön kısmında oluşan e, i, ö, ü sesleri de ön (ince) ünlülerdir.

2. Dudakların durumuna göre: Oluşumunda dudakların yuvarlak şekil aldığı, büzülmeye uğradığı o, ö, u, ü sesleri yuvarlak ünlülerdir. Oluşumunda dudakların açık kaldığı a, e, ı, i sesleri düz ünlülerdir.

3. Ağız boşluğunun durumuna göre: Oluşumu sırasında ağız boşluğunun geniş olduğu a, e, o, ö sesleri geniş; ağız boşluğunun dar olduğu ı, i, u, ü sesleri dar ünlülerdir.

4. Sesin süreklilik derecesine göre: Söylenişi sürekli olan ünlüler uzun ünlülerdir. Söylenişi bir anda (kısa sürede) olan ünlüler kısa ünlülerdir. Türkiye Türkçesinde uzun ünlülere (ā, ê, î, ū, û) Arapça ve Farsçadan dilimize giren kelimelerde rastlanır. Yakut ve Türkmen Türkçelerinde görülen uzun ünlüler ise ana Türkçeden kalmadır. Türkiye Türkçesindeki ünlüler kısadır.

Ünlüleri bir tabloda şöyle gösterebiliriz:

 
Düz
Yuvarlak
 
Geniş
Dar
Geniş
Dar
Art (kalın)
A
I
O
U
Ön (ince)
E
İ
Ö
Ü

Bu tabloya göre ünlülerin özelliklerini kolayca söyleyebiliriz:

a : Art, düz, geniştir.                          o : Art, yuvarlak, geniştir.

ı : Art, düz, dardır.                              ö : Ön, yuvarlak, geniştir.

e : Ön, düz, geniştir.                           u : Art, yuvarlak, dardır.

i : Ön, düz, dardır.                              ü : Ön, yuvarlak, dardır.

1. Türkçeyi diğer dillerden ayıran özelliklerin başında ses uyumları gelir. Türkçede dört çeşit ses uyumu vardır:

a) Büyük ünlü uyumu (Kalınlık-incelik, artlık-önlük uyumu)

Kelimedeki ünlülerin, artlık-önlük (kalınlık-incelik) bakımından gösterdiği uyumdur. Türkçe kelimelerde art (kalın) ünlü (a, ı, o, u) taşıyan heceleri, art ünlülü; ön (ince) ünlü (e, i, ö, ü) taşıyan heceleri de ön ünlülü heceler takip eder: anlayışınızdan, soyunuz; sevgisiyle, güzelliğinizden.

Örneklere dikkat edilirse Türkçe bir kelimedeki ünlülerin hepsi ya art ya ön olmaktadır. Bu sebeple Türkçe kelimeler, art sıradan ünlü taşıyan kelimeler ve ön sıradan ünlü taşıyan kelimeler olmak üzere iki gruba ayrılır. Art sıradan ünlü taşıyan kelimelere art ünlülü; ön sıradan ünlü taşıyan kelimelere ön ünlülü ekler gelmesi bu uyum sebebiyledir: ordu-lar, yiğit-ler; sor-gu, bil-gi.

Türkçede artlık-önlük uyumu her devir ve her sahada çok sağlam olduğu hâlde, aşağıda sıralanan bazı istisnaları vardır:

·             Aslî şekilleri artlık-önlük uyumuna uyduğu hâlde çeşitli ses olaylarıyla uyum dışında kalan kelimeler: elma < alma, anne < ana, dahi <takı, hani < kanı, hangi < kangı, inanmak < ınanmak, kardeş < karındaş,        şişman < şışman.

·       daş, -ken, -ki, -layın /-leyin, -mtırak, -yor ekleri :  dindaş, azken, çokken, iyiyken, yoldaki, onunki, akşamleyin, sabahleyin, yeşilimtırak, biliyor.

b) Küçük ünlü uyumu (düzlük-yuvarlaklık uyumu)

Türkçe kelimelerdeki ünlülerin düzlük-yuvarlaklık bakımından gösterdiği uyumdur.

Düzlük uyumu: Kelimenin ilk hecesindeki düz ünlüyü (a, ı / e, i) son­raki hecede düz ünlü takip eder: açık, sıcak; sevgi, ince.

a → a, ı                         e → e, i             ı → ı, a                  i → i, e

Yuvarlaklık uyumu: Kelimenin ilk hecesindeki yuvarlak ünlüleri (o, u, ö, ü), sonraki hecede dar yuvarlak (u / ü) veya düz geniş ünlülü heceler (a / e) takip eder: oduncular, unutulmayanlar, gözlerin, gülümse.

o → u, a                        ö → ü, e            u → u, a                 ü → ü, e

Açıklamaya dikkat edilirse o ve ö ünlülerinin kelimenin sadece ilk he­cesinde bulunabileceği anlaşılır.

Özellikle dudak ve diş-dudak ünsüzleri (b, m, p, f, v) avuç, çamur, karpuz, kavun, kavurma, yağmur gibi örneklerde de görüldüğü gibi yuvarlaklaşmaya sebep olurlar. Bu uyum, kalınlık-incelik uyumu kadar sağlam değildir. Anadolu ağızlarında bu gibi kelimeler düzlük – yuvarlaklık uyumuna uydurulur: avıç, çamır, karpız, kavın, kavırma, yağmır.

Uyarı: Türkçe kelimelerde a, ı düz ünlülerinden sonra e, i düz ünlüleri; o, u yuvarlak ünlülerinden sonra ö, ü yuvarlak ünlüleri gelemez. “Anne, elma gibi kelimeler kalınlık-incelik uyumuna uymaz ama düzlük-yuvarlaklık uyu­muna uyar.” açıklaması yanlıştır.

Ünlü uyumlarında bir ünlü, kendinden bir önceki ünlüye uymaktadır. Meselâ, sormadı kelimesinde o’dan sonra a’nın gelmesi yuvarlaklık uyumuyla; a’dan sonra ı’nın gelmesi düzlük uyumuyla ilgilidir.

Birleşik kelimelerde, ünlü uyumları aranmaz:  delikanlı, gecekondu, Bakırköy, demirbaş, hanımeli, yelkovan.

c) Ünsüz uyumu

Türkçe kelimelerde tonlu (sedalı) ünsüzler (b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z) tonlu ünsüzlerle; tonsuz (sedasız) ünsüzler (ç, f, h, k, p, s, ş, t) tonsuz ünsüzlerle yan yana gelebilir. Buna ünsüz uyumu veya ünsüz benzeşmesi denir. Örnek:  aşçı, atkı, işçi,  taştan, Türkçe.

d) Ünlü-ünsüz uyumu

Türkçe kelimelerde art damak ünsüzlerinin art (kalın) ünlülerle (a, ı, o, u); ön damak ünsüzlerinin ön (ince) ünlülerle (e, i, ö, ü) aynı hecede bulunmasından ortaya çıkan bir uyumdur. Yani, a, ı, o, u ünlüleri g, k, ĺ ünsüzleriyle; e, i, ö, ü ünlüleri ġ, k, l ünsüzleriyle aynı hecede bulunmazlar. Bozgun, kuzgun, kapı, rağı, tat; rüntü, gezi, neşlik kelimelerinin söylenişine dikkat edilirse g, ğ, k, l seslerinin buradaki örneklerde aynı sesler olmadığı sezilebilir.

Yabancı asıllı kelimelerde böyle bir uyum yoktur: “hilâl, helâk, istiklâl…”

 

ÜNSÜZLER                                                                                                                                                                      Oluşumları sırasında ses yolunda (ses telleri, küçük dil, dil, damak, dişler ve dudaklarda) bir engelle karşılaşan, takıntıya uğrayan seslerdir. Oluşum noktalarının çokluğu sebebiyle bütün dillerde ünsüzlerin sayısı ünlülerden fazladır. Türkçede de alfabede gösterilen 29 sesten 21’i ünsüzdür.                           (b, c, ç, d, f, g, ğ, h, j, k, l, m, n, p, r, s, ş, t, v, y, z) ge-gı, ka-ke,                                                                             Türkiye Türkçesinde sadece ağızlarda görülen üç ünsüz şunlardır: hırıltılı h (çıhar, yatah, yoh gibi), nazal n genizden (baban, deniz, senin), sedasız y (yh) (gittiyh, feleyh)

Ünsüzler, takıntılı sesler olduğu için tek başlarına söylenemezler, tek başlarına hece ve kelime olamazlar. Dillerdeki ünsüz sesler, tek başlarına söylenemediği için önüne veya arkasına bir ünlü getirilerek telaffuz edilirler: ef, el, es, en; ce, de, fe, ge gibi. Dilimizdeki ünsüz sesler ise, tek tek söylenirken Türkçenin ses özelliği ve yapısı dikkate alınarak be, ce, çe, de, fe, ga, ge, ha (he, hı), je, ka (ke), le, me, ne, pe, re, se, şe, te, ve, ye, ze şeklinde söylenmelidir. N harfini en, m harfini em, h harfini veya eyç, s’yi es, r’yi ar şeklinde okumak yanlıştır. Özellikle Türkçe kısaltmaları okurken buna dikkat etmek gerekir. Türkçe olmadığı için BBC kısaltması bi bi si; CNN kısaltması si en en  şeklinde okunabilir ama Has Bilgi Birikim kısaltmasını (HBB) eyç bi bi; Nergis Televizyonu kısaltmasını (NTV) en ti vi; Türkiye kısaltmasını (TR) ti ar; televizyon kısaltmasını (TV) ti vi şeklinde söylemek de yanlıştır.                                                                                                                                                                             Ünsüzler, tonlu – tonsuz oluşlarına göre, temas derecelerine göre ve oluşum noktalarına göre sınıflandırılır:                                                                                                                                                                               1. Tonlu – tonsuz oluşlarına göre: Oluşumları sırasında ses tellerini titreştiren b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z sesleri tonlu (sedalı, yumuşak); bunların dışında kalan ve ses tellerini titreştirmeyen ç, f, h, k, p, s, ş, t sesleri tonsuzdur. Tonlu ünsüzlerin tonsuz ünsüzler içinde karşılığı olanlar vardır. Bunlar aşağıdaki tabloda alt alta gelecek şekilde gösterilmiştir. l  m  n  r  y ünsüzlerinin ise tonsuz karşılıkları yoktur. Bunlar ayrı bir grup oluşturlar.

2. Temas derecelerine göre: b, c, ç, d, g, k, p, t ünsüzlerinin oluşumu sırasında işleyen organlar birbirine tam temasla hava yolunu kapatarak, geçit vermedikleri için bu sesler, akciğerden gelen havanın, önüne çıkan engeli aşmasıyla (patlamayla) oluşur. Hışırtı veya fısırtı halinde sürekli olarak söylenemeyen bu sesler, süreksiz (patlayıcı) ünsüzlerdir.

f, ğ, h, j, l, m, n, r, s, ş, v, y, z ünsüzlerinin oluşumu sırasında ise ses yolundaki organlar birbirlerine tam temas etmezler. Hava akımının geçişi için az çok bir aralık olur. Bu sesler, hışırtı veya mırıltı (ssss…, şşşşş…, mmmm…,) şeklinde sürekli söylenmeye uygun olduğu için sürekli ünsüzler olarak adlandırılır.

İçinde sürekli ünsüzlerin bulunduğu (peçete, çaput, ketçap, açıkta gibi) bazı sözlerde, söz öbeklerinde çıkakları yakın seslerin art arda gelmesi sonucu söyleyişin güçlüğe uğraması kulağı rahatsız eder. Buna kakofoni de denir. Bu tarzdaki kelimeler, bestelenmeye pek uygun değildir.

Tonlu – tonsuz oluşlarına göre ve temas derecelerine göre ünsüzleri bir tabloda şöyle gösterebiliriz:

 
Süreksiz
Sürekli
 
Tonsuz   (sert, sedasız,)
p  ç  t  k
f  h  s  ş
Tonlu  (yumuşak, sedalı)
b  c  d  g
v  ğ  z  j
l  m  n  r  y

3. Oluşum noktalarına göre ünsüzler: Ünsüzler, ses yolundaki oluşum yerlerine göre önden arkaya doğru da sınıflandırılır.  Ünsüzler, tek tek dikkatli bir şekilde söylenirse, bunların nerede ve nasıl oluştukları pratik bir biçimde tespit edilebilir.

Dudak ünsüzleri:       b   p   m

Diş-dudak ünsüzleri:     f   v

Diş ünsüzleri:         d   t   n   s   z

Damak-diş ünsüzleri:       c   ç   j   ş

Ön damak ünsüzleri:        g(e)   k(e)   l   r   y

Arka damak ünsüzleri:       g(ı)   ğ(ı)   k(a)   hırıltılı h   nazal n

Kategori:Genel

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ETUS.NET