İçeriğe geç

GÜZEL KONUŞMA VE YAZMA KOMPOZİSYON

KOMPOZİSYON

 

 

     Öğrencilerin imtihan kağıtlarını okuyorum. Çoğunda  bir yığın  bilgi var, fakat konu  ile  ilgisi  yok  ve  karmakarışık. Kompozisyon  işte  bunların  zıddıdır. Çeşitli konularda  düzensiz  bir  yığın  bilgiye  sahip  olmak  yeterli  değildir. Öğrenci  herhangi bir  konuda  lüzumlu ile lüzumsuzu  seçebilmeli, fikirlerini  bir  sıraya  koymasını  öğrenmelidir.

 

     Karışık bir taş,  demir  ve  cam  yığını  bir  araya  geldi  mi,  bir mimari eser vücuda  gelmez. Yapı  için  elbette  buna  benzer  malzemeye  ihtiyaç vardır. Fakat  mimari,  her  şeyden  önce,  bir  düzendir. Her  taş  bir  planın içinde  yerli  yerine  konulunca  bina  göklere  yükselir ve bir  saadetin  şarkısını  söyler. 

 

     Batı  dillerinden  alınan  kompozisyon  kelimesi, çeşitli  şeylerin  düzenli  olarak  bir  araya  getirilmesi  manasını  taşır  ve  çeşitli  sahalarda  musikide,  resimde,  mimaride  ve  edebiyatta  kullanılır. Kelimenin çeşitli sahalara tatbiki de gösteriyor ki  kompozisyon  muhtevadan,  yahut  malzemeden  ziyade,  onların  bir  araya  getirilişi  ile  ilgilidir  ve  bu  çok  mühim  bir  şeydir.

 

     Tabiat  ve  hayat,  insanoğluna,  şekil  vererek  güzel  ve  faydalı   eserler  vücuda getirilebileceği  muazzam  bir  malzeme  deposudur. Resim  mi  yapmak  istiyorsunuz? Dünyada  renkten  boyadan  çok  ne  vardır? Hakiki  bir  ressam  konu  bakımından   da  bir sıkıntı  çekmez. Bütün  tabiat  ve  hayat  işlenecek  konu  ile  doludur. Mühim  olan herhangi  bir  konu  etrafında  bir  renk  kompozisyonu  vücuda  getirmektir.

 

Sanatçının  tabiata  ilave  ettiği  şey,  yeni  bir  düzendir.

 

     Sesler,  taşlar,  kelimeler  ve  fikirler  için  de  durum  aynıdır. Dünyada  bir  yığın çalgı  aleti  ve  ses  çeşidi  vardır. Bunları  gelişi  güzel  bir  araya  getirirseniz,  sadece  gürültü  çıkarmış  olursunuz. Musiki  çeşitli  sesler  arasında  güzel  bir  düzen  kurmaktır. Yahya  Kemal,  şiiri  bir  “kelimeler  istifi”  olarak  tarif  eder. Güzel  bir  mısrada,  kelimenin yerlerini  değiştirdiniz  mi,  derhal  büyüsü  kaybolur.

 

     Öğrencilere  çeşitli  örnekler  vererek,  dizi,  sıra,  istif  veya  düzenin  ehemmiyetini anlatmak  lazımdır.  Düşünce  karışıklığının  önüne  ancak  böyle  geçebiliriz.

 

     Aslında  her  insan  duyar,  düşünür  ve  etrafında  olanları  fark  eder.  Fakat  bunlar  bizim  içimize  karma karışık  olarak  girer. Her  insan bir duygu,  düşünce  ve  intiba  deposudur. Konuşur  veya  yazarken,  içinde  bulunulan  duruma  göre,  bu  depolanan  bazı  şeyleri  seçer,  cümle  haline  getiririz. Eğer  onlar  arasında  bir  bağ  kuramazsak,  yazılan  veya  konuşulan   şeyler,  başkalarına  saçma  gelir. Saçmak  ile  ilgili  olan  saçma  kelimesi,  düzenin  zıddıdır. Nazım,  nizam,  tanzim  ve  muntazam  kelimeleri  de  birbirinin  akrabasıdır. Tanzim  edilmiş her  şeyde şiire  yakın  bir  taraf  vardır. Bir  manav  dükkânı veya vitrin  tanzim  edilince  göze  güzel  görünür.

 

     Nizam  deyince  akla  asker  veya  ağaç  dizisi  gibi  basit  bir  düzen  gelmemelidir. Tabiatın  yarattığı  canlı  varlıkları,  nebat  ve  hayvanları  yakından  incelerseniz, teferruatına  kadar  işlenmiş  bir  nizam  görürsünüz. Çiçek,  kelebek,  kuş,  balık,  hatta bazı  madenlerdeki  renk  ve  şekil  ahengi  hayret  vericidir. Bütün  varlık  açık  veya  gizli bir  nizama  dayanır.  “Güneş  manzumesi”,  “yıldızlar  cümlesi”  deyimleri  bir  gerçeğe tekabül   eder.  İlim  kainatın  nizamını  keşfe  çalışır.  Öğrencilerde  nizam  fikrini uyandırabilmek  için,  ilimlerden  de  faydalanılabilir.

 

     Sosyal  hayatta  nizamın  ehemmiyetini  gösteren  güncel  bir  konu  vardır:  Trafik !  Vasıtalar  düzenli  bir  şekilde  hareket  ederse,  caddelerde  hiçbir  karışıklık  olmaz. Hayat  canlı  bir  şekilde  akar  gider. Düzene  uymayanlar  tarafından  yol  tıkanırsa,  herkesin  canı  sıkılır. Fakat  İnsan,  kafasının  içinde  bir  nizam  tesis  edemezse,  dışarıda  onu  nasıl  kurabilir? Kompozisyon derslerinin  gayesi  öğrencilere  kendi  duygu  ve  düşünce  dünyalarına  bir  çeki düzen  vermektir.

 

 

 

                                                          Mehmet  KAPLAN  ( Hisar  Dergisi, Mayıs  1972 ,s 9 )

 

 

 

 

Kompozisyon Nedir?
Tanımı

 

Kompozisyon kelime anlamıyla; herhangi bir konu veya alanla ilgili ayrı ayrı malzemeyi en uygun şekliyle bir araya getirmek, birleştirmek, düzenlemek demektir. Kompozisyon her ne kadar, öğrencilere yazı yazma alışkanlığı kazandırmak amacıyla verilen yazma ödevi, veya daha geniş anlamıyla; duyguların, düşüncelerin, olayların sözle veya yazıyla ifadesi olarak kullanılsa da sadece edebiyata ait bir terim değildir ve kullanım alanı da edebiyatla sınırlı değildir.

 

Yukarıdaki tanımın kapsamına giren her alanda ve hayatın her anında kompozisyon vardır ve olmalıdır. Çünkü “kompozisyonda, uyum ve düzen esastır. Aslında doğa da bir düzen içerisindedir. Geceleri gündüzler, mevsimleri mevsimler takip eder. Nitekim büyük sanatkârların pek çoğu kendilerine tabiatı örnek almışlardır. Tabiattaki herhangi bir varlık, manzara, düzen, ahenk ve bunun sonucu olan güzelliği ile insanı kendine çeker, büyüler. Düzen ve tertip tabiatın ve hayatın esasıdır. Tabiatta her zerre kendi vazifesini bilir ve düzen intizam içinde yerine getirir. Her sabah, doğu diye adlandırdığımız bir taraftan doğan güneş, doğma yerini ve zamanını değiştirse her şey alt üst olur” [1]

 

Malzemesi dil olan, dille yapılan kompozisyonlara geçmeden önce kompozisyonun kullanıldığı diğer bazı alanlardan örnekler vererek sağladığı kolaylıklardan bahsedelim: Bugün, değeri milyarlarca dolarla ifade edilen, meşhur bir resmin, boyaların tuvale gelişigüzel sürülmesiyle yapılmadığı muhakkaktır. Buradaki ustalık, boyaların en uygun biçimde seçilmesinde ve bunların bir düzen içinde, ressamın da kendinden bir şeyler katarak, yeteneğiyle tuvale uygulamasındadır.

 

Bir piyanonun tuşlarına rast gele basarak kulağa hoş gelecek bir müzik eserinin terennüm edilmesi mümkün değildir. Besteci (kompozitör) bu alana ait deneyimiyle notaları en uygun şekliyle sıraya kor, düzenler ve ortaya güzel bir eser çıkar.

 

Birbirinden farklı ve dağınık hâlde bulunan tuğla, demir, kum, çimento vb. gibi malzemenin hayranlık duyulan mimarî bir esere dönüşmesi terkibin usulüne göre yapılmasıyla mümkündür.

 

Bir marketteki ürünlerin raflara gelişigüzel konduğunu; evinizdeki eşyanın şuraya buraya öylesine bırakıldığını; saçlarınıza tarağın, fırçanın hiç değmediğini; yemeğinizi yaparken elinize ne geçerse tencereye attığınızı; herkesin, arabasını istediği şekilde sürdüğünü; toplu taşıma araçlarının rast gele saatlerde kalktığını; …vs. düşününüz. Düzenin bozulacağını, huzurun kalmayacağını, çevrenin birden bire, yaşanılamayacak bir hâle dönüşeceğini fark edeceksiniz. Çevrenizde sizi rahatsız eden her ne varsa, dikkat ediniz bunların pek çoğu plânsızlıktan ve düzensizlikten kaynaklanmaktadır. Bununla ilgili örneklerin sayısını dilediğiniz kadar artırmanız mümkündür. Demek ki, kompozisyonun özünü oluşturan tertip, düzen ve plân her alanda bir kolaylık sağlıyor, insana huzur veriyor ve bu anlamda hayatın vazgeçilmez bir unsuru oluyor. Dikkat edilirse maddî malzeme belli ölçülerle bir araya getirilirken onu birleştiren kişi malzemeye kendinden bir şeyler katıyor. Aynı malzemeyi kullanan resssamlar, mimarlar, müzisyenler, dekoratörler, sanatçılar birbirinden az çok farklı eserler, projeler ortaya koyuyorlar. Demek ki kompozisyon, sadece maddî unsurların birleştirilmesi değil, madde ile mananın ahengidir.

 

Kompozisyon Türleri

 

Kompozisyonu ve önemini böyle kısaca belirttikten sonra dil ile yapılan kompozisyonlara geçebiliriz: İsteğin, haberin, duygunun, düşüncenin, anlayışın… diğer insanlara en kolay, tam ve etkili bir şekilde anlatılması sözle veya yazıyla olur. Buna göre dille yapılan iki türlü kompozisyon vardır:

 

a) Sözlü kompozisyon: Anlatılmak istenene konuşma yoluyla bir bütünlük ve düzen vermektir.

 

b) Yazılı kompozisyon: Duyguyu, düşünceyi, isteği yazı yoluyla düzenlemek ve bütünlük kazandırmaktır.

 

Temel ilkeler bakımından diğer alanlardaki kompozisyonlarla dille yapılan kompozisyonlar arasında fazla farklılıklar yoktur. Bir makinenin çalışır duruma gelmesi, mühendisin alanıyla ilgili iyi bir eğitim almasına; proje üreterek bunu plânlamasına; parçaları en uygun biçimde bir araya getirmesine bağlı ise başarılı bir (sözlü veya yazılı) kompozisyonun ortaya konması da bilgi birikimine sahip olmaya; işlenmeye uygun bir konu tespit ederek bunun plânını çıkarmaya; en uygun kelimeleri seçerek bunları bir düzen içinde sıralayıp cümleler, paragraflar oluşturmaya bağlıdır. Makinede olması gereken fakat takılmayan bir parça veya yanlış takılan bir parça makinenin çalışmasını nasıl engelliyorsa eksik veya yanlış kullanılan bir kelime de yazının güzelliğini ve düzenini bozacaktır.

 

 

Güzel Konuşma Kuralları Nelerdir-Konuşma Yanlışları Nelerdir?

 

Güzel konuşma; yerine, zamanına, kişisine uygun olarak yapılan konuşmadır. Neyi, nerede, ne zaman, kime nasıl söyleyeceğini bilen bir kişinin güzel konuşmayla ilgili önemli bir problemi yok demektir. Hazırlıklı veya hazırlıksız herhangi bir sözlü anlatımın güzel ve etkili olması, konuşma yanlışları yapılmamasına bağlıdır. Şu hâlde, güzel konuşmayı içinde konuşma yanlışlarının olmadığı sözlü anlatım şeklinde tanımlamak da mümkündür. KONUŞMA YANLIŞLARI
Konuşma yanlışları çevreye, eğitime, dilin kurallarını bilme seviyesine, alışkanlıklara ve kişiye göre değişmekle birlikte bunları;
1. Alışkanlıklardan kaynaklanan davranışla ilgili konuşma yanlışları,
2. Söyleyiş tarzıyla ilgili konuşma yanlışları,
3. Konuşma kurallarını bilmemekten kaynaklanan konuşma yanlışları, olmak üzere üç başlık altında toplayabiliriz.
1. ALIŞKANLIKLARDAN KAYNAKLANAN DAVRANIŞLA İLGİLİ KONUŞMA YANLIŞLARI
Kişinin kendi çevresindeki diğer insanlarla (sözlü olarak) sağlıklı bir iletişim kurmasında alışkanlıklarının ve anlayışının payı büyüktür. Can çıkmadan huy çıkmaz. Atasözünde güzel bir şekilde ifadesini bulan bu gerçeğin güzel konuşma ile çok yakından ilgisi vardır. Çünkü, aşağıda bazılarını sıraladığımız olumsuzlukların pek çoğu kötü huylar ve alışkanlıklarla ilgilidir.
Kibirlenmek: Kişinin kendini diğer insanlardan üstün görmesi, onlara tepeden bakması, gururlanması demektir. Kibirli insanlar, ister istemez bu huylarını konuşmalarına da yansıtırlar. Başkalarına saygı göstermedikleri için kendileri de saygı görmezler. Toplum içinde sevilmeyen bu kişilerle kimse muhatap olmak da istemez.
“Hep ben bilirim, sen bir şeyden anlamazsın, en iyisini ben yaparım, o da bir şey mi, benim dediğim doğrudur” tarzındaki ifadeler kibirli insanlara özgü sözlerdendir.
İlgisizlik: Kibirli insanlar kendilerinden başka kimseye önem vermedikleri için çoğu zaman muhataplarını dinlemezler, yerli yersiz sorularla ilgisizliklerini de göstermiş olurlar. Böyle bir davranış, kişinin kendisine ve karşısındakine saygısızlığının da bir göstergesidir.
Konuşanın sözünü kesmek: Birisi konuşurken araya girmek, sorular sormak, sabırsızlık göstermek, itiraz etmek sözü kesmeyle ilgili bir davranış yanlışıdır. Birini dinlerken anlaşılmayan hususlar olabilir. Bunlar, kişinin sözünü tamamlaması beklendikten sonra uygun bir dille sorulmalıdır. Özellikle televizyonlardaki bazı tartışma programlarında muhatapların birbirlerini dinlemeyerek bir an önce kendi söyleyeceklerini bitirme yarışına girmeleri sırasında sergiledikleri tutum, bu konunun ilginç örnekleri arasındadır. Böyle bir anlayışla yapılan tartışmanın seyirciler tarafından beğenilmeyeceği de bir gerçektir.
Kendini yetersiz görmek: Kendini beğenmek kadar olmasa da kendini yetersiz görmek de bir davranış yanlışıdır. Çünkü başarılı bir konuşmanın temelinde kendine güven duymak vardır. “Ben yapamam, ben bilmem, ben bu işin üstesinden gelemem” gibi yanlış telkinler kişiyi başarısızlığa sürükleyen olumsuzluklardandır.
Alay etme alışkanlığı: Başkalarını hafife alarak onları toplum içinde güç duruma düşürmek, kişilerin fizikî yapıları için hoş olmayan sıfatlar kullanmak, birtakım eksiklikleri güzel olmayan bir üslûpla söylemek alay etme alışkanlığıyla ilgilidir. “İstediğini söyleyen istemediğini işitir.” sözünü her zaman hafızada tutmakta yarar vardır. Aşağıya aldığımız Mehmet Âkif’in şu nüktesi uygun bir örnek olacaktır:
Bir toplantıda sonradan görme gençlerden biri aklınca Âkif’i küçük düşürmek için alaylı bir sesle:
― Üstat, siz baytardınız değil mi, diye sorar.
Âkif gayet sakin, cevabını yapıştırır:
― Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
Boşboğazlık: Söylenmemesi gereken bir sözü yerli yersiz söyleme alışkanlığıdır. Böyle kişiler iyi niyetli bile olsalar toplum içinde yalnız kalmaya mahkûmdurlar. Çünkü bunların çevresindeki insanlar şimdi bu yine bir boşboğazlık yapacak diye âdeta diken üstünde olurlar. Aşağıdaki fıkrada bir boşboğazlık örneği vardır:
Kulaklarının büyüklüğüyle ünlü Galileo’ye edepsizin biri:
― Üstat, kulaklarınız bir insan için biraz büyük değil mi, demiş.
Galileo:
― Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük; ama seninkiler de bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?
Gevezelik: Bir anlamda başkalarına konuşma hakkı tanımayan, ilgili ilgisiz sürekli olarak ben konuşayım, bu konuya bir açıklama da ben getireyim anlayışıyla sözü gereğinden fazla uzatan kişilerin ortaya koyduğu bir davranış yanlışıdır. Geveze insanlar, çoğu zaman ölçüyü kaçırarak dinleyenleri sıktıkları için toplum tarafından sevilmezler.
Usulsüz eleştiri yapmak: Başkalarına ait düşüncelere her zaman katılma gibi bir zorunluluk olmamakla birlikte katılmadığımız fikirlerle ilgili eleştirileri de söylemenin uygun bir yolu vardır. Sıra gözetilmeden, saygısız bir üslûpla, kaba sözlerle yapılacak eleştiri, elbette konuşma kurallarını bilen, aydın bir insanın sergileyeceği tavır değildir.
İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır sözündeki incelik, ölçü olarak alınabilir.
Yapmacıklık: Kişinin tavırları, kıyafeti, konuşmaları, anlayışı, düşünceleri; yetiştiği ortamla, aldığı eğitimle, kültürle uyum içinde olmalıdır. Mevlânâ’nın ifadesiyle kişi ya olduğu gibi görünmeli ya da göründüğü gibi olmalıdır. Aksi hâlde insan, bülbülü taklide çalışan karga gibi gülünç bir duruma düşer. Bu sebeple yapmacık tavırlardan vazgeçmek gerekir. Zaten konuşmada inandırıcı olmanın yolu da samimiyetten geçmektedir.
Bencillik: Sürekli olarak kendi nefsini ön plânda tutan, hemen her işte kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden, hep ben kelimesiyle kendinden bahsetmek isteyen kişilerin ortaya koyduğu davranış şeklidir.
Övünmek: Kişinin diğer insanlardan farklı ve üstün yönlerini ön plâna çıkarmaya çalışması övünmektir. Konuşma, başkalarına övünmek ya da başkaları tarafından övülmek düşüncesiyle yapılmamalıdır. “Ali’nin boyu kısadır.” demenin “Ben ondan uzunum.” anlamına geleceği de unutulmamalıdır.
Dedikodu etmek: Basit ruhlu insanların eğlencesi olan dedikodu, konusu kınama ya da çekiştirme olan konuşmadır. Dedikoducu kişiler, birinin arkasından konuşarak onu kötülemeye çalışırlar, kınarlar, kendilerinin öyle olmadığını anlatmaya çalışırlar. Fakat bu arada konuştukları kişiye “Bak ben senin yanında falancayı nasıl çekiştiriyorsam seni de başkasına öyle çekiştiririm.” mesajını verdiklerini unuturlar.
Kesin konuşmak: Başkalarının düşüncelerine saygı duymayan, kendi düşüncesini ister doğru ister yanlış olsun kabul ettirmeye çalışan, kestirip atma alışkanlığında olan, hoşgörüye tahammülü olmayan kişilerin ortaya koyduğu davranış yanlışlarından biri de kesin konuşmaktır. Özellikle tam olarak bilinmeyen konular hakkında bu anlayışla fikirler yürütmek, haberler vermek, zaman zaman kişiyi yalancı durumuna da düşürür. Meselâ, “Türkçe Sözlük’ün son baskısında 95.000 kelime vardır.” cümlesine ilâve edilecek “zannedersem, yanılmıyorsam, herhâlde” gibi bir kelime kişiyi yanlış bilgi vermekten, yalancı durumuna düşmekten kurtaracaktır.
Sert konuşmak: Kişinin birilerine karşı kendini daima güçlü, haklı, kabadayı göstermek ister gibi bir anlayışla ve sert bir ses tonuyla, birilerini tehdit eder gibi konuşması da bir davranış yanlışıdır. Yanlış bir düşünce ne kadar kaba, sert bir üslûpla söylenirse söylensin doğru olamaz, kişiyi haklı çıkarmaz, sadece konuşanın ne kadar kaba birisi olduğunu gösterir.
2. SÖYLEYİŞ TARZIYLA İLGİLİ KONUŞMA YANLIŞLARI
Etkili ve güzel bir konuşmada konunun içeriği kadar söyleyiş tarzı da önemlidir. Neyi, ne zaman, nerede, nasıl söyleyeceğini bilmeyen bir kişinin güzel konuşması çok zordur. Herhangi bir isteğin ifadesinde, seçilen kelimelerin ve söyleniş tarzının kişiler üzerinde farklı etkiler uyandıracağı unutulmamalıdır. Aşağıdaki cümleler, bu konuyu örnekleyen özlü sözlerdendir:
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. (Atasözü)
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.   (Yunus Emre)

 

Konuşmanın etkisini azaltan ve ahengini bozan söyleyiş tarzıyla ilgili bazı yanlışlıklar aşağıda sıralanmıştır:
Aynı kelimeleri tekrarlamak: Konuşma sırasında hiç gerekmediği hâlde kelimeleri aynen tekrarlamak, dinleyenlerin dikkatini çekecek sıklıkta anlaşıldı mı, bilmem anlatabiliyor muyum, binaenaleyh, çocuklar, efendime söyleyeyim, sana bir şey söyleyeyim mi, demem o ki, evet, işin garip tarafı, sizin anlayacağınız, şey, şey yani… gibi sözleri tekrarlamak anlatım ve söyleyiş güzelliğini bozar.
Söyleyiş yanlışları yapmak, anlamsız sesler çıkarmak: Güzel bir konuşmada vurgu ve tonlamanın doğru yapılması kadar kelimelerin doğru telaffuzu da önemlidir. Bazen yanlış söylenen bir kelime, anlamı bilinmeden kullanılan bir söz, konuşmacının eğitim durumu, anlayışı, görgüsü… hakkında fikir vermeye yetecektir.
Başka dillerden Türkçeye giren kelimelerin söylenişine özellikle dikkat edilmelidir. Aksi hâlde söylenmek istenenle söylenen birbirinden farklı olur: Aşık oldum ben sana. (aşık: 1. Ayak bileğindeki küçük kemiklerden biri, 2. Yapı çatılarında uzun mertek – Âşık oldum ben sana.) Türkiye hala ayakta. – Türkiye hâlâ ayakta. (hala: babanın kız kardeşi)
Konuşmacı anlatacağını gevelemeden açıkça söylemeli, sözü gereksiz yere uzatarak dolambaçlı yolları tercih etmemelidir.
Hatırlanamayan sözlerin yerine bilerek veya bilmeyerek aaa…, eee…, ııı… gibi anlamsız sesler çıkarmak veya arada boşluklar bırakmak konuşmanın ahengini bozan diğer yanlışlıklardandır. Biraz çaba göstererek bu olumsuzluğun önüne geçmek mümkündür.
Ses tonu, konuya ve konuşmanın yapıldığı yere göre ayarlanmalıdır. Gereksiz yere bağırmak veya zor işitilen bir sesle isteksiz bir ses tonuyla konuşmak, sunuşun etkisini azaltır.
Argo sözleri kullanmak ve kaba konuşmak: Türkçe Sözlük’te; kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek ya da topluluktaki insanların kullandığı özel dil ya da sözcük dağarcığı; serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı söz ya da deyim olarak tanımlanan argo -özgünlüğü korumak gereken durumlar dışında- edebî dilde asla kullanılmamalıdır. Bir de buna kaba sözler, küfürler eklenecek olursa konuşma, edep sınırlarının dışına taşar. Kendisine ve çevresindekilere saygısı olan aydın bir insanın konuşmasında argoya ve kaba sözlere rastlanmaz.
3. KONUŞMA KURALLARINI BİLMEMEKTEN KAYNAKLANAN KONUŞMA YANLIŞLARI
Güzel ve etkili konuşma kurallarını bilmeyen, bu konuda deneyimi olmayan, konuşma sırasında yapılan yanlışlıkların neler olduğundan habersiz bir konuşmacının başarılı bir sunuş yapamayacağı, konuşmasının yanlışlarla dolu olacağı muhakkaktır. Konuşmacı, karşılaştığı kötü örnekleri kendisine devamlı ölçü kabul ederse başarılı olamaz.
Üslûp yanlışları: Yerine, kişisine, zamanına ve konusuna göre nasıl konuşacağını bilmeyen bir şahsın, asker arkadaşıyla konuştuğu şekilde amiriyle konuşmasını yadırgamamak gerekir. Konuşma türlerini ve bunların özelliklerini bilmeyen bir konuşmacı, kime nasıl hitap edeceğini; panelde nasıl, forumda nasıl, açık oturumda nasıl konuşulacağını bilmezse üslûp yanlışları yapacaktır.
Plânsızlık: Bir dinleyici grubu önünde yapılan sunuş konuşmaları, konuşma plânı yapmayı gerektirir. Konuşma plânı nedir, nasıl yapılır, plânda nelere dikkat edilir, süre ne kadardır gibi soruların cevaplarını bilmeyenlerin yapacağı sunuş konuşmalarında, plânsızlıktan kaynaklanan yanlışlıkların olması kaçınılmazdır.
Toplumda sevilmek ve sayılmak, kendini dinletmek, aranan bir kişi olmak, konuşma kurallarını iyi bilmek ve bu kuralları başarılı bir şekilde uygulamakla mümkündür.
Konuşma yanlışlarını ana hatlarıyla bu şekilde özetledikten sonra güzel konuşma kurallarına geçebiliriz.
Güzel Konuşma Kuralları
Sözlü anlatımda konuşmacının önünde geniş bir zaman, tekrar tekrar okuma ve düzeltme imkânı yoktur. Bu sebeple usulüne uygun etkili ve güzel bir konuşma yapmak, aynı konu hakkında yazı yazmaktan daha zordur. Güzel yazı yazan biri aynı derecede iyi bir konuşmacı olmayabilir.
Güzel ve etkili konuşmak her ne kadar kolay bir iş olmasa da yukarıda sıralanan konuşma yanlışlarından sakınmakla, bu konuyla ilgili kaynakları ve örnekleri incelemekle, biraz çaba ve dikkatle en azından öncekilerden daha iyi ve başarılı bir konuşma yapmak mümkündür. Konuşma eyleminin gerçekleştiği bir ortamda konuşmacı veya dinleyici olarak bulunuyorsanız aşağıdaki hususlara dikkat etmelisiniz.
1. Muhatabınıza önem veriniz, saygılı olunuz ve övünmeyiniz. Bu aynı zamanda kişinin kendisine olan saygısının da gereğidir. Siz muhatabınıza saygı göstermezseniz o da size saygı göstermeyecektir.
2. Dinlemesini biliniz. Siz muhatabınızı dinlemezseniz karşı tarafın sizi dinlemesini istemeye hakkınız olmayacaktır. Her kafadan bir sesin çıktığı, herkesin aynı anda konuşmaya çalıştığı, gürültülü ve ilgisiz bir ortamda güzel konuşmak mümkün değildir.
3. Samimî olunuz ve yapmacıklıktan sakınınız. Sözlerinizin ve tavırlarınızın birbirini desteklemesi inandırıcılığınızı artıracaktır. Söylediklerinize öncelikle sizin inandığınız her hâlinizden belli olmalıdır.
4. Yere, zamana, duruma, muhataba uygun bir konu seçiniz ve boş konuşmayınız. Düşündüklerinizin hepsini söylemeyin fakat söylediklerinizi düşünüp söyleyiniz. Söyleyecek sözünüz olmadığı zaman susmasını biliniz. Sözü gereksiz yere uzatmayınız. Konuşmanın sabır taşıracak uzunlukta olmamasına dikkat ediniz. Sözün, düşünceyi tam olarak ifade etmesine özen gösteriniz.
5. Çevrenizdekilere sık sık nasihat vermeye kalkışmayınız. Sizin düşünceniz sorulursa usulüne uygun olarak karşılık veriniz.
6. Konuşurken kelime seçimine, bunları doğru söylemeye ve üslûbunuza özen gösteriniz. Söz varlığınızı genişletmeye çalışınız. Sınırlı bir dille, tekrarlanan kelimelerle konuşmayınız. Anlamını tam bilmediğiniz kelimeleri kullanmaktan sakınınız ve kelimeleri doğru telaffuz ediniz. Kelimelerin söylenişine ağız özelliklerini yansıtmayınız. Edebî dille, kültür diliyle konuşmaya çalışınız. Yakın anlamlı kelimeler arasındaki anlam inceliğine dikkat ediniz. Konuşmanızda kaba sözlere ve argoya yer vermeyiniz.
7. Mümkün olduğu kadar sağlam cümleler kurmaya çalışınız. Uzun cümlelere hâkim olamıyorsanız kısa cümleleri tercih ediniz.
8. Sesin insanın kişiliğini yansıtan önemli bir unsur olduğunu unutmayınız. Dalgınlık, yorgunluk, hastalık, korkaklık, zayıflık, çekingenlik, kendini beğenmişlik gibi nitelikleri konuşmaya yansıtmamaya özen gösteriniz. Pürüzlü, kaba, sert, çok ince, hım hım, genizden gelen sesin dinleyenler üzerinde olumlu etki bırakmayacağını unutmayınız.
9. Sesinizin tonunu duygu ve düşüncenizin özelliğine göre ayarlayınız. Tek düze ses tonuyla konuşmayınız, gerektiği yerde ses tonunuzu değiştiriniz. Vurgulara dikkat ediniz.
10. Konuşmada jest ve mimiklerden aşırılığa kaçmadan, gerektiği ölçüde söz ve düşüncenin ahengine uygun olarak yararlanınız.
11. Bir sunuş konuşması yapmanız gerektiği zaman (konuyu ne kadar iyi bilirseniz bilin) mutlaka hazırlık yapınız, en azından konuşma plânınızla ilgili kısa notlar alınız.
12. Dinleyicilerinizle göz irtibatını kesmeyiniz. Konuşma sırasında bir noktaya, bir yere veya bir kişiye değil, dinleyicilerinizin hepsine ve her tarafa bakarak konuşunuz.
13. Konuşma sırasında doğruyu güzel bir üslûpla ifade etmeye özen gösteriniz. Kendinize ait bir üslûp geliştirmeye çalışınız. Yeri geldikçe benzetmelerden, mecazlardan, tezatlardan, kişileştirmelerden, özlü sözlerden, fıkralardan yararlanınız.

 

 

Sözlü Kompozisyon Türleri – Hazırlıksız Konuşmalar

 

Güzel konuşma kuralları bölümünde anlatılanlar hazırlıksız konuşmalar için de geçerlidir. Yetersiz hazırlık, kendine güvenmeme, heyecanlanma gibi birtakım sebeplerle bazı kişiler toplum karşısında bir sunuş konuşması yapmak istemezler. Fakat bu arada günlük konuşmaları sırasında devirdikleri çamların, kırdıkları kalplerin farkına bile varmazlar. Kişilerin kılık kıyafetleriyle karşılanıp düşünceleriyle, konuşmalarıyla uğurlandıklarını çoğu zaman unuturlar.
Kişi konuşmaya başladığı andan itibaren terbiyesi, görgüsü, bilgisi, dünya görüşü, ahlâkı, kelime hazinesi, sosyal çevresi, bölgesi…hakkında muhatabına ipucu vermeye başlar. Bu sebeple kuşlar ayaklarıyla insanlar dilleriyle yakalanırlar. “Dilim, seni dilim dilim edeyim.” atasözünde de bu incelik vardır. Hatta bazen, susmak, konuşmaktan daha iyi bir etki bırakabilir. “Söz biliyorsan konuş ibret alsınlar, bilmiyorsan sus, adam sansınlar.” Sözü bunu veciz olarak ifade eder. Aşağıdaki nükte de bu duruma bir başka örnektir:
“Mehmet Âkif hastayken kendisini ziyarete gelenler arasında kılığıyla kıyafetiyle büyük bir adam izlenimini veren birisi içeriye girince üstat, edebin*den dolayı yatağında toplanma ihtiyacı hisseder. Geçmiş olsun dileklerinden sonra bu heybetli şahıs, Âkif’e şöyle bir soru yöneltir:
― Gök kuşağının altından erkek geçerse kız, kız geçerse erkek olurmuş. Peki hünsa geçerse ne olur?
Âkif’in karşılığı şu olur:
― Böyle bir sorudan sonra ayağımı dilediğim kadar uzatabilirim.

 

Herhangi bir hazırlığa ihtiyaç duymadan yapılan karşılıklı konuşmalarda da içtenlik, inandırıcılık, tatlı dillilik, doğruluk, dürüstlük ve saygı ön plândadır.

 


Hazırlıksız konuşmalardan bazılarını örnekleyelim:
ADRES SORMA YER TARİFİ
Bir adres veya yer sorulduğunda sorulan yer kesin olarak bilinmiyorsa, soranı yanıltmamak ve zaman kaybını önlemek için adresin tam olarak bilinmediği açıkça söylenmelidir. Birtakım tahminlerde bulunarak yanlış yönlendirme*den sakınmak gerekir. Adres tarif edilirken mümkün olduğu kadar sade bir tarif yapılmalı, dolambaçlı yollar tercih edilmemelidir. Sorulan yerin yakınlarında hemen herkesçe bilinen (anıt, istasyon, park, stadyum gibi) bir yapı, bir mekân varsa kişiye önce burayı bilip bilmediği sorulmalı; biliniyorsa tarif buradan itibaren yapılmalıdır. Mesafe için isabetli tahmin yapılamıyorsa ölçü vermekten sakınmalıdır.
FIKRA ANLATMA
Herhangi bir konuşma sırasında yeri gelir de bir fıkra anlatmak gerekirse fıkrayı anlatmaya başlamadan önce dinleyecekler süratle gözden geçirilmeli; anlatılacak fıkradan kendine pay çıkaracaklar veya alınacaklar varsa bu fıkrayı anlatmaktan vazgeçmelidir. Fıkra; yerine, zamanına ve kişisine uygun ise anlatılmadır.
Fıkrayı anlatan herkesten önce gülerse veya kesik kesik gülmelerle fıkrayı kesintiye uğratırsa ya da fıkranın asıl espriyi taşıyan unsurunu uygun yerde ve şekilde anlatamazsa fıkranın bütün güzelliği kaybolur. Dinleyicilerin kültür seviyesi anlatılacak fıkrayı kavrayamayacak seviyedeyse bu fıkrayı anlatmamak daha uygundur.
Anlatılan fıkra önceden biliniyor olabilir. Bu durumda anlatana müdahale edilmez ve nezaketen dinlenir.
KUTLAMA
İstenen bir sonucu almak, beklenen bir işi başarmak gibi sebeplerle yapılan kutlamalarda, duyulan sevinç ve memnuniyet; yapmacıklığa düşmeden, abartıya kaçmadan samimî bir üslûpla yapılmalıdır. Tebrik edilen kişi de tevazu göstermeli ve karşı tarafa teşekkür etmelidir:
― Piyeste rolünüzü çok güzel oynadınız. Tebrik eder, başarılarınızın devamını dilerim.
― Teşekkür ederim.
ÖZÜR DİLEME
İnsan, yaratılışı gereği bazen kusurlu davranışlarda bulunabilir, hatalar yapabilir. Bu normaldir. Fakat kişi hatasını fark ettikten sonra bu olumsuz durumu ortadan kaldırmak için en kısa zamanda özür dilemiyorsa, bu durumda birincisinden daha büyük bir yanlışı yapmış olur. Öncelikle özür dilemeyi gerektirecek sözler söylememeye ve özür dilemeyi gerektirecek davranışlarda bulunmamaya gayret edilmelidir. Dalgınlık, dikkatsizlik… gibi çeşitli sebeplerle özür dilemek gerekirse zaman geçirmeden, samimî bir üslûpla özür dilenmelidir. Özür dilemenin korkaklığın, pısırıklığın, sünepeliğin bir ifadesi değil, insan olmanın bir gereği olduğu unutulmamalıdır. Zira özür dileyen kişi yaptığı hatayı fark etmiş, bunun yanlışlığına inanmış ve bunu bir daha yapmayacağını karşı tarafa içtenlikle beyan ederek insanlığın gereğini yerine getirmiştir. Kendisinden samimiyetle özür dilenen kişi de affetmesini bilmelidir.
Hiç gerek olmadığı hâlde söze özür dileyerek başlamak da uygun değildir.
SOHBET ETMEK
Topluluk hâlinde yaşayan insanlar çevresindekilere duyduklarını, bildiklerini, anlayışlarını anlatmak; onlarla ortak konuları paylaşmak isterler. Bizim kültürümüzde sohbet etmenin özellikle temel ihtiyaçlar gibi ayrıcalıklı bir yeri vardır.
Karşılıklı saygının, anlayışın, nezaketin, samimiyetin, dürüstlüğün olduğu; dedikodunun, yalanın, kaba sözlerin ve argonun bulunmadığı bir sohbet ortamı, kalıcı dostluklar için zemin hazırlayacaktır.
SORUYA KARŞILIK VERME
Herhangi bir şeyi öğrenmek amacıyla soru sorulacağı zaman önce izin istenmeli, sorunun karşılığı alındıktan sonra da teşekkür edilmelidir. Kendisine soru yöneltilen kişi cevabı bilmiyorsa yalan yanlış bir şeyler söyleyerek muhatabını yanıltmamalı, özür dileyerek bilmediğini ifade etmelidir.
Bir arkadaş grubunda veya bir toplantıda kişiye yöneltilen soru, gruptan bir başkasının uzmanlık alanına giriyorsa tereciye tere satma durumuna düşme*mek için soru, uygun bir üslûpla uzmanına yönlendirilmelidir:
― Vord programıyla yazdığım tezime bir fotoğraf eklemek istiyorum. Bunu nasıl yapabilirim acaba?
― Tuğrul, programın özelliklerini daha iyi biliyor. İsterseniz bu sorunun cevabını ondan öğrenelim.
TANIŞMA VE TANIŞTIRMALAR
Birbirini tanımayan, fakat çeşitli sebeplerle bir arada bulunan kişiler birbirleriyle tanışmak gereğini duyabilirler. Esasen selâmdan sonra kelâma geçmeden muhatap tanınmalı, konuşma ona göre sürdürülmelidir. Tanışmada kişiler önce adlarını birbirlerine söylerler, ardından tanıştıklarına memnun olduklarını ifade ederler. Tanışmalarının nedeni olan konuya daha sonra geçerler.
Tanıştırmada tanıyan, birbirlerini tanımayanları belli kurallara göre adlarını söyleyerek tanıştırır. Bu kurallar şöyledir: Yaşı, ünü, makamı küçük olanlar büyüklere; erkekler kadınlara; misafirlikte sonra gelenler öncekilere adı ve kim olduğu kısaca söylenerek tanıştırılır. Toplu tanıştırmalarda ise isimler tek tek söylenir. El sıkışmada büyükler küçüklere, kadınlar da erkeklere ellerini önce uzatırlar.
TELEFONLA KONUŞMA
Telefonla konuşmanın yüz yüze konuşmaktan bir farkı yoktur. Ancak araya telefon makinesinin girmesi birtakım görgü kurallarına uymayı gerektirir.
Birine telefon etmek gerekince öncelikle vaktin telefon etmek için uygun olup olmadığına bakılmalıdır. Günün çok erken ve geç saatleriyle yemek saatleri telefon etmek için uygun zamanlar değildir. Telefon etmeyi gerektirecek acil bir durum olması hâlinde vakit gözetilmez.
Telefon ederken numara dikkatli bir şekilde çevrilmeli veya tuşlanmalıdır. Sayısal santrallerde numaranın yanlış düşmesi ihtimali çok zayıftır. Bu sebeple kaba bir tarzda “orası nere, sen kimsin” gibi ifadeler kullanmak son derece yanlıştır.
Telefon eden kişi selâm verdikten sonra hemen kendisini tanıtmalı, kısaca bir hâl hatır sorduktan sonra niçin telefon edilmişse o konuya geçilmelidir. Konuşma tamamlandıktan sonra iyi dileklerle telefon kapatılmalıdır. Telefonla (-şimdilik- görüşmeyen) konuşan kişiler birbirlerini seslerinden hemen tanıyorlarsa kendilerini tanıtmaya gerek yoktur. Telefon eden kendisini tanıtmamışsa kiminle konuşulduğu kibarca sorulmalıdır.
Yeri gelmişken cep telefonlarının kullanılmasıyla ilgili bazı uyarılarda bulunmayı gerekli görüyoruz: Cep telefonlarının kapatılması istenen yerlerde bu uyarıya mutlaka uymak gereklidir. (Cep telefonlarından yayılan dalgalardan zarar görebilecek elektronik cihazların bulunduğu yerlerde bu yasağa uymak daha da önemlidir.) Uyarılar olmasa bile aydın bir insan cep telefonunun nerede ve ne zaman kapatılması gerektiğini bilir, kullandığı cihazın yüklediği sorumlulukları taşır. Olur olmaz yerlerde ve zamanlarda, cep telefonuyla (belki de gerek olmadığı hâlde) bağıra çağıra konuşmak yakışık almaz.
TEŞEKKÜR ETME
Teşekkür etmek için mutlaka çok önemli bir iyiliğin, yardımın yapılmasını beklemeye gerek yoktur. Burada bilinmesi gereken husus, teşekkür etmenin medenî insanlara yakışan davranış olduğudur. Yapılan iyilikler veya yardımlar elbette teşekkür beklentisiyle yapılmıyor. Çok önemsiz gibi görünen davranışlardan (veya yardımlardan) sonra teşekkür etmek nezaketin gereğidir. Basitçe örneklemek gerekirse otobüste, hasta veya yaşlı birine yer veren delikanlı “Şuna bir yer vereyim de bana teşekkür etsin.” anlayışıyla yer vermiyordur. Kendisine yer verilen kişi de karşı tarafın böyle bir mecburiyeti olmadığını bilerek teşekkür etmeyi ihmal etmemelidir.

 

İYİ ve ETKİLİ YAZABİLMEK-KONUŞABİLMEK İÇİN GEREKLİ ÖZELLİKLER

 

OKUMAK       

 

DİNLEMEK ÖZLEM YAPMAK         

 

DÜŞÜNMEK         

 

ANA DİLİNİ İYİ KULLANMAK         

 

 

OKUMAK                

 

Okumak, bilgi edinmek demektir. Okuduğumuz her yazı, farkında olmadan bizde bir iz bırakır.

 

Ben aydınım diyebilen bir insan; günde en az bir gazete, haftada bir dergi, ayda bir kitap okumalıdır.

 

  1. Bugünün gerçek üniversitesi bir kitaplıktır.
  2. “Yetişen zekâları, kitaplarla beslemeyen milletler yıkılmaya mahkûmdurlar.”
  3. Okumayan toplum ülkesinin gerçeklerinden haberdar olabilir mi?
  4. Ben mimarım, doktorum, ticaretçiyim, esnafım, sanatçıyım beni sadece kendi alanım ilgilendirir demek aydın bir insanın tavrı olabilir mi?                                                                                                                                                                    
  5. Bilim kıymet verilmediği yerden göç eder!                                                                                                             
                                                 
DİNLEMEK   

 

Bilgili insanların sohbetlerini ve konferans türü konuşmaları özellikle dinlemek gerekir.                                                                                                                                                                                   
    İki dinle bir söyle       Söz gümüşse sükût altındır

 

 

GÖZLEM YAPMAK  ( Bakmak_Görmek)

 

Bir şeyi anlayabilmek için onun kendi kendine ortaya çıkan belirtilerini gözden geçirmek işine gözlem denir.

 

Gördüklerimizi anlamak ve anlatmak için gözlem yapılır.

 

Hangi konuda yazı yazmak, konuşma yapmak istiyorsak o konuyla ilgili önceden gözlemlere sahip olmalıyız.  

 

İnsan beyni öğrendiği her bilgiyi, tabiattan ve hayattan aldığı her malzemeyi yeri ve zamanı geldikçe kullanmak üzere depo eder. Bu özelliğiyle insan bir intiba deposuna benzer. Bilgi akışı çoğaldıkça bu depo da dolup taşmaya başlar.

 

İntibaların (izlenim) somut hâle gelmesi, Tanpınar’ın benzetmesiyle, ışığın prizmadan geçip farklı şekillerde dışa yansıması şeklinde ifade edilebilir. Yazı faaliyeti de bundan sonra bir anlam kazanır.

 

Çevreyi ve olayları incelerken ayrıntılara dikkat etmek, onlar üzerinde düşünmek zihinde çeşitli cephelerden canlandırmak gerekir.

 

Bir dilenci veya marangoz

 

 

DÜŞÜNMEK –TEFEKKÜR (Gonca-Gül)

 

İnsan okuyarak ve gözlem yoluyla elde ettiği verileri zihinde depo eder. Bu birikim, insanın düşünce ufkunu genişlettiği gibi yazma ve konuşması sırasında kolaylık sağlar. Görülen, duyulan, okunan, incelenen somut ve soyut bütün kavramların bağlantıları düşünce içerisine girer.                 

 

Gözlem, dışarıyı görmek; düşünme ise içimizi incelemek görmektir.                                                                                            Sağlıklı ve planlı düşünmek gerekir.

 

Düşüncelerdeki dağınıklık ve plansızlık, insanın çevreyle ve olaylarla bağlantısını bozar, uyumunu engeller. Bu durumda mutsuz bir kişilik ortaya çıkar. 

 

Sağlıklı düşünemeyen, düşüncelerinde plan yapamayan bir insan, nasıl iyi ve güzel yazı yazsın ve konuşsun?

 

Düşünmeyen insan üretken olamaz, verimsiz durumdan kendini kurtaramaz.

 

 

ANA DİLİ İYİ KULLANMAK

 

  1. Kelime haznesi
  2. Dilin kurallarını uygulama (İmla-noktalama)
  3. Anlatım bozuklukları
  4. Telaffuz-Yerel ağızların kullanılmaması
  5. Süsten, yapmacıklıktan uzak durmak

 

Kategori:Genel

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ETUS.NET